Hülya Aslan

PANDEMİ DE EĞİTİM – ÖĞRETİM ADINA YAPILMASI GEREKENLER


Öncelikle sağlığımızın en önemli konu olduğunu tekrar belirtmekle birlikte eğitim-öğretimin de hem sağlık hem de yaşamın içindeki tüm konu ve kavramlar için diğer bir deyişle yaşamın kendisi için gerekli olduğunu da belirtmem gerekiyor. Bu bağlamda eğitim- öğretimin günlük vaka sayıları doğrultusunda planlanmasının çocuklarımız ve dolayısıyla geleceğimiz açısından yetersiz ve kayıp günlere sebep olacağı bilinmeli ve görülmelidir.

 

Pek çok ülkenin, pandemi başından bu yana analizlerini yapıp bilim kurulları ile durumu masaya yatırdıklarını A/B/C planları gibi planlarının olduğunu okuyor ve uygulamalarında görüyoruz. Bu süreçte en önemli saydıklarının başında eğitim-öğretim hayatlarını nasıl düzenleyecekleri konusu olduğunu da görmekteyiz. Çünkü okulların varlığı ile eğitimlerinin bu sürece uyumu ve sürdürülebilirliği aynı zamanda o ülkelerin ya devamlılığı anlamına gelecek ya da dijital dünyanın sömürüsü haline dönüşebileceklerinin çokça bilincindeler.

 

Ulu Önder ATATÜRK’ün “Eğitimdir ki bir milleti; ya hür, bağımsız ve şanlı yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve felakete sevk eder” sözü bugün olduğu gibi yüzyıllar boyunca doğruluğunu tamda bu sebeplerden dolayı koruyacaktır. Her zaman, toplumsal değişim ve dönüşümlerin çağı yakalamadaki ana kuvveti eğitim ve öğretim olmuştur.

 

Bugün adına pandemi dediğimiz bu sürecin, zaten uzun yıllardır çağın gerisinde sürdürülen eğitim politikalarımızın daha da fazla esaret ve felaketlere yol açmaması gerektiğini düşünerek, acil ve kalıcı eğitim politikalarına ihtiyaç olduğu net olarak görülmektedir. Bu bağlamda pandemi sürecinde “eğitim- öğretim nasıl olmalı” ile ilgili soru ve sorunlara yönelik öneriler yazmak ve dilimiz döndüğünce söylemek ülkemize ve insanlarımıza sorumluluğumuz gereğidir.

 

Şimdilik okul öncesi ve birinci sınıfların yüz yüze eğitim almalarına olanak sağlayan devlet okullarında, en kısa zamanda dönüşümlü olarak her sınıf seviyesinden öğrencilerin okula ulaşımı sağlanmalıdır. Özel okullara ve kurs yerlerine 17 Ağustos’tan bu yana tanınan yüz yüze eğitim hakkının devlet okullarında yapılmamasının “eğitimin herkesin hakkı olduğu ilkesine” aykırı olduğu bilinmeli ve şu an devlet okullarında sadece online eğitim uygulamasının yanına yüz yüze eğitimi de getirilmelidir. Çünkü bu pandemi sürecinde öğrencilerde çok ciddi isteksizlik oluştuğu ve sadece derse online bağlanma dışında bir davranışın oluşturulamayacağı ilk orta ve lise yaş grubunda ki çocuklarda ortadadır.

 

Sayın Milli Eğitim Bakanı “Biz, eğitim psikolojisi ile uğraşanlar, psikologlar deriz ki; 'Çocuk bir zorluk yaşıyorsa bu onun belli becerileri kazanması için de bir fırsattır. Yani bir öğrenme fırsatıdır” diyor. Her ne kadar var olan ve sürekli değiştirilen eğitim sistemimizin yarattığı zorluklar, çocuklarımızda beceri kazandırma fırsatı yaşatmadıysa da, bu pandemi sürecinin Bakanlık boyutunda ülkenin yapboz tahtası haline getirilen eğitim sistemini düzene koyma ve bu yönlü beceri kazanmada bir fırsat olmasını çok gerekli görüyoruz.

 

Çok eskide kalan ve benim de ilk orta eğitimim aşamasında uyguladığımız bir söz vardı. “En iyi okul evine en yakın olan okuldur” diye. Bu sözün yeniden hayat bulması bu süreçte çok önemlidir. Çünkü servis ve benzeri taşıma yöntemleri ile risk faktörü ciddi oranda azaltılmış olacaktır.

Hafta sonları ve akşam saatlerini de planlayarak devlet okullarının 08/15.00 ‘a kadar açık olma lüksünün önüne geçilmesi tam da bu sürecin gerçekçi uygulamalarından biri olur.

 

Dünyanın pek çok üniversitesi ve bu üniversitelerin pek çok bölümü onlıne ders yapma planlamasını yapmış olsa da bölümlerin özelliğine göre bazı derslerin yüz yüze yapılması da kararlaştırılmıştır. Hibrit denilen bu uygulamanın, özellikle ilk ve ortaokulda okuyan öğrencilerde hayata damgasını vuran eğitim ve öğretim yaşamının bu döneminin sağlıklı yaşanabilmesi için ilk-orta ve liselerde de derhal uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir.

 

Yatılı okuyan öğrencilerin fen lisesi, sosyal bilimler lisesi gibi okulların öğrencilerinin yurt imkanlarını sağlamak uzun süreli ve çokça maddi imkanları gerekli kılması sebebiyle bu öğrencilerin bulundukları illerde ki benzer okullarda yüz yüze eğitim almaları sağlanmalıdır.

 

Devlet yurtlarının sayısı ve olanakları yerel yönetimlerle işbirliği içerisinde arttırılmalı ve hizmete açılmalıdır. Tarikat ve cemaatlerin yurt ve evlerine öğrenciler mahkum edilmemelidir.

Yok edilmiş, yalnızlığa ve harabe olmaya bırakılmış Köy okullarımızın; Bakanlık ve illerde ki Milli Eğitim Müdürlüklerinin parti- politika gözetmeden yerel yönetimlerle maddi ve manevi işbirliği içerisinde olmaları sağlanarak bu okullarımızın onarılması ve eğitime açılması sağlanmalıdır ki taşıma eğitim sisteminde ki her türlü sorunlar ortadan kalkabilsin.

 

Ve meslek liselerinin eğitim planlamasında atölye uygulamalarını daha öne çıkaran bu konuda yerel yönetimlerle yine işbirliği içerisinde bölgesel ihtiyaç ve şartlar doğrultusunda eğitim ve öğretimi programlamak gerekmektedir. Örneğin bu liselerde maske ve hijyen malzemelerinin üretilmesi yanında ilk ve orta düzeyde ki okulların kullanabileceği siperlikli sıralar-masalar yapmalarının sağlanması gibi Bakanlığın maliyetleri düşürebileceği uygulamalara geçilmelidir.

 

Ve son olarak, her şeyden önemlisi diye gördüğümüz; eğitimde günü kurtarmaların ötesine geçecek karar ve uygulamaların ancak ve ancak liyakat sistemine uygun olarak, işbaşında olması gereken kişiler ile mümkün olabileceğini bilmekten geçiyor.



ARŞİV YAZILAR