Fikret Ünver

BU GÜNLERE NASIL GELDİK (2)


          İkinci Büyük Savaş sonrası dinlere karşı yumuşayan Sovyetler’de, kilisenin yeniden çalıştırıldığına işaret eden Araştırmacı Cengiz Özakıncı,  bilgilerini şöyle dile getirir:

 

            Stalin, kiliseyi ulusal çıkarları doğrultusunda kullanmaya başlamıştı. Amerika ise Rusların bağlı olduğu Ortodoksluğu denetlemek ve komünizme karşı kullanmakta ısrarlıydı.  Amerika, İstanbul’daki Fener Ortodoks Rum Patrikhanesini tüm dünya ve Rus Ortodokslarının bağlanacağı tek merkez haline getirerek Rusya’daki Ortodoksları komünizme karşı örgütlemeye girişti. İstanbul Fener Rum Patrikhanesi, Osmanlı dönemindeki gibi Ekümenik statüsüyle donatılarak değişik ülkelerdeki tüm Ortodoksların merkezi yapılmalı ve Amerikan buyruğunda çalışması sağlanmalıydı.

 

            Türkiye’de 21 Şubat 1946 tarihinde Fener Patriği seçilen Maksimos’u Sovyet yanlısı bulan Amerika, 1948’de onu istifa ettirdi. Onun yerine Kuzey ve Güney Amerika Başpiskoposu Athenagoras’ı çarçabuk Türk Vatandaşlığına aldırtıp Fener Patrikhanesinin başına geçirtti.

 

            1 Kasım 1948’de daha Amerika’dayken Fener Rum Patriği yapılan Athenagoras, 26 Ocak 1949’da Başkan Truman’ın özel uçağıyla Türkiye’ye geldi. Lozan’da Eyüp Kaymakamlığına bağlı bir kurum olarak kabul edilen Patrikhanenin başı, Cumhurbaşkanlığı düzeyinde kabul edildi. Athenagoras, Türkiye Cumhurbaşkanı’na Truman’ın özel mektubunu sunarken, “Ben Truman Doktrini’nin dini bölümünü teşkil etmekteyim” diyordu.

 

            EVANGELİST-ORTODOKS-KATOLİK BİRLİĞİ

 

             CİA yönlendirmeli Evangelist Rahip Frank Buchman, Zaman geçirmeksizin Patrikle görüşmek üzere İstanbul’a geldi. Ortodoks Patrik Athenagoras konuğunu ağırlarken, “Ben yalnızca görevim nedeniyle değil, kişisel inançlarımla da, tüm kalbimle sizin programınıza aitim” dedi,

 

            Buchman’ın da Athenagoras’a bir müjdesi vardı. Amerika’dayken tanıştıkları ve 1946’da İsviçre’de Evangelist Moral Re-Armament şatosunda kendisini ziyaret eden Ahmet Emin Yalman’ı da “Manevi Seferberlik” adına kazanmıştı. Üçü birlikte caka sata sata Eyüp Camii’ne gidip dua ederek Müslümanların gönlüne girdiler.

 

            Amerika bu tip organizasyonlarla Evangelistleri, Katolikleri ve Ortodoksları komünistlere karşı kendi güdümünde örgütleyip, İsviçre’deki Evangelist Şato’ya bağladı. Amerika kendi çıkarları doğrultusunda, komünizme karşı “İslam Birliği” temelinde Müslüman Türklerin örgütlenmesi işi için de Türkiye’yi yönetenleri görevlendirdi.

 

            O tarihten itibaren de bu görev, başarıyla (ne yazık ki) yerine getirildi.

 

            1947 yılında, okulların son sınıflarında ihtiyari olarak din derslerinin konulması, İmam-hatip ve vaiz yetiştirmek üzere orta dereceli meslek okulları açılması, yüksek din adamları yetiştirmek üzere üniversitelerimizde İslam İlahiyat Fakülteleri kurulmasına ilişkin yasalar hazırlandı. 1926’da 677 sayılı yasa ile kapatılan tekke ve zaviyelerin yeniden ziyarete açılmasını öngören yasa 1 Mart 1950’de TBMM’den geçirildi.(TBMM Tutanak Dergisi, C.XXV / 1, s.177)

(DEVAM EDECEK)

 

           



ARŞİV YAZILAR