Kâğıt Üzerinde Zengin
Bir ara hepimiz zenginleşiyorduk, hem de oturduğumuz yerden.
Telefonu açıp fon hesabına bakıyorsunuz; rakam bir gün öncekinden yukarıda. Birkaç gün sonra biraz daha yukarıda, birkaç hafta sonra daha da yukarıda…
İnsan kendini zengin hissetmesin de ne yapsın?
Ortada yeni bir iş yok, yeni bir yatırım yok, akıtılmış bir alın teri yok. Sadece rakamlar büyüyor. Ne güzel!
Meğer zenginleşmenin en kolay yolu ekrana bakmakmış.
Bu fon hikayesi etrafında yaşananları izlerken aklıma hep bu geldi.
Çünkü bir varlığın fiyatının yükselmesi başka, gerçekten zengin olmak başka şey.
Ekrandaki rakam sizin servetiniz olabilir. Ama olmayabilir de.
Asıl hesap, o rakamı gerçek paraya çevirmek istediğiniz gün ortaya çıkar.
Evimizin değeri yükselince keyfimiz yerine gelir. Kendimizi biraz daha zengin hissederiz. Ama satmaya kalktığınızda o fiyatı ödeyecek bir alıcı bulamıyorsanız, zenginliğin bir kısmı hâlâ kâğıt üzerindedir.
Borsada da durum çok farklı değil.
Hisse çıkarken herkes kendini usta yatırımcı sanır. Portföy yeşillendikçe moral yükselir. Bir süre sonra insan, ekrandaki rakamları gerçek para gibi görmeye başlar.
Ta ki piyasa dönene kadar…
İşte o gün ekranla hayat arasındaki mesafe ortaya çıkar.
İnsan kendine ister istemez şunu sorar:
“Ben gerçekten zengin miydim, yoksa zengin olduğumu mu sanıyordum?”
Galiba işin en ilginç tarafı da burada.
Cebimize girmeyen para bile davranışlarımızı değiştirebiliyor. Daha rahat harcıyor, daha büyük hayaller kuruyor, kendimizi biraz daha güvende hissediyoruz.
Oysa para henüz cebe girmemişse, hikâye bitmiş sayılmaz.
Yatırım fonlarına para yatıran küçük yatırımcı da aslında yalnızca büyüyen bir rakama güvenmiyor. O rakamın arkasında gerçek bir değer olduğunu zannediyor.
Bu nedenle sorun sadece fonun çıkması ya da inmesi değil.
Yatırımcı neye sahip olduğunu gerçekten biliyor mu?
Çünkü ekranda milyonlar yazabilir.
Ama milyon sahibi olmak ise başka bir şey.
Rakam büyümüş olabilir.
Ancak servet henüz büyümemiş olabilir.
Aradaki farkı görmek, bazen acı olabiliyor…


