KUTSAL VE MAKBUL AİLE
12 Eylül 1980, faşist cuntanın ülke üzerine çöken karanlığının günüdür. Aradan geçen 47 yıl sonra yine bir 12 Eylül gününde yüzlerce yurttaşın evine şafak baskınları yapıldı. “Ailem Güvende” adıyla kamuoyuna servis edilen operasyonla LGBTİ+ birey ve örgütlenmeler “milli güvenlik” sorunu olarak sunuldu.
Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nca 15 ilde gerçekleştirilen operasyonların gerekçesini Bakan Akın Gürlek şu tümcelerle açıklıyordu: “LGBT ve ahlaksızlığı teşvik eden derneklere ilişkin, MASAK incelemelerinde bazı derneklere yurtdışındaki kamu kurumları ve yabancı kuruluşlardan yüksek tutarlarda fon aktarıldığı tespit edilmiştir.” Bence bu açıklamada bir eksiklik var! Yabancı kurumlardan, fonlardan bahse konu derneklere kaç lira aktarıldığı belirtilmedi. Aynı zamanda iktidar destekçisi ve çoğu dinsel cemaat kökenli vakıf ve derneklere bu fonlardan kaç avro-dolar-lira verilmiştir?
Mersin operasyonun yürütüldüğü 15 il arasındaydı. Bakan Gürlek 9 dernek ve 13 işletme hakkında işlem yapıldığını belirtirken bunları “suç yapılanmaları” diye tanımlıyordu. Kentimizde polis baskınlarıyla 162 hemşehrimiz gözaltına alınırken bunlardan 27’si tutuklandı, 8’i ise adli kontrole tabi tutuldu. Yasal kurulmuş 7 Renk ve Muamma Dernekleri hakkında da adli süreç başlatıldı.
Kısa anımsamanın ardından elbette konu hakkında görüşlerimizi dile getireceğiz. Öncelikle, tüm bunların 12 Eylül faşist darbesinin yıldönümünde gerçekleşmesi manidar! “Çocukları ve aileyi koruma” yalan kalkanıyla yapılanlar gerçekte muhaliflere yöneliktir. Toplumsal algıda “zayıf halka” diye nitelenen LGBTİ+ bireylerin ve örgütlülüklerinin birçok eylemde emek ve hak savunucularıyla hareket ettikleri bilinen gerçeklik. Onur Haftası etkinliklerinde şiddete uğrayan yurttaşların en demokratik haklarını kullanmada türlü engellerle karşılaştığı malumumuzdur.
Yandaş kanallarda ensest ilişkiler dahil her türlü ahlaksızlık, yozluk, çürümüşlük sergilenirken cinsel yönelimleri üzerinden insanlara yönelik saldırılar sürekli artıyor, yaşam hakkı bile tanınmak istenmiyor. Saldırılarla topluma “aileni de elinden alacaklar” algısıyla yoksulluk, yoğun sömürü, geleceksizlik yok sayılarak emekçiler ve toplumsal muhalefet itaat etmeye zorlanıyor. LGBTİ+ bireylerin ise kamu kurumlarının yanısıra özel sektörde de çalışmaları neredeyse imkânsız kılınıyor. Hasbelkader buldukları işlerde ayrımcılığa, mobinge uğrarken güvencesiz ve düşük ücretlerle çalıştırılıyorlar.
Anayasal hak olan gösteri yapma, örgütlenme girişimleri sürekli engellenen LGBTİ+ aktivistlerin, kimlik tanınma mücadelesi verirken sömürüye, savaşa, ayrımcılığa karşı duruşlarını anımsamak gerek. Saray Rejimi’nin İsrail ile ticaretini tam gaz yürüttüğü günlerde, Filistin halkına soykırımı protesto edenler arasında bu vatandaşların da olduğu bilinen gerçeklerden.
“Eşit yurttaşlık temelinde demokrasi ve özgürlük mücadelesinde beraberce yer alınarak yol yürünmeli!” tümcesine muhalif unsurların katılacaklarını öngörebiliriz. Ancak kendilerine “muhalefetin büyük gücü” yakıştırması yapan CHP ve Yeni Parti başta olmak üzere çok sayıda muhalif özne andığımız faşizan uygulamalara kör, sağır. Kendisini demokrat olarak tanımlayan gazeteciler de benzer konumda. İzlediğim kadarıyla, Mersin’de yayın yapan medya kuruluşları resmi açıklamaları vermekle yetindiler. Anlı şanlı köşe yazarlarından gelişmeleri irdeleyen, sorgulayan yazı görmedim. Bunun adı korkaklıktır, kara düzene teslim olmaktır. (Göremediklerim varsa özür dilemeye hazırım.)
Mersin Emek ve Demokrasi Platformu ile kimi derneklerin yaptığı basın açıklamaları bile birkaç örnek dışında basında yankılanmadı. Adalet için Hukukçular ve Çağdaş Hukukçular Derneği’nin onurlu ve cesur duruşunun da hakkını vermeden geçmeyelim.
“Kutsal ve makbul aile” kavramlarının kimleri temsil edip etmediğini sorgulamak gerek, kardeşleri bakan yardımcısı ve büyükelçi gibi devletin üst kademelerinde görev yapan eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan (Foncu Fatma diye de bilinir), aynı zamanda AKP Genel Başkan Yardımcısı ünvanıyla bu temsiliyeti hak etmiş midir? İktidara yakın hatta içinde yer alan çok sayıda “makbul aile” temsilcisi isimleri sizler sıralayabilirsiniz.
Öte yandan bu kategoriye girmeyen milyonlarca yurttaşın bir bölümünü ben zikredeyim;
- “Para için değil onurumuz için” diyerek Anayasa Mahkemesi önünde intihar eden emekli polis,
- MESEM kapsamında patronlara ucuz emek kaynağı olan ve iş cinayetlerine kurban edilen 1415 yaşındaki çocuklar,
- “Annelerin görevi çocuk doğurmak” denen ve ev içi emeği yok sayılan kadınlar,
- “Ailenin reisi” ünvanıyla ödüllendirilen(!) asgari ücretli baba...
Sormak gerekir; kimler “kutsal ve makbul aile”yi temsil etmekte, kimler aile kavramını yozlaştırarak günah işlemekte!!!


