ERDEMLİ BİR YOLDA YAŞAMA KILAVUZU
Çin insanlık tarihi boyunca varlığını her alanda duyumsatan bir coğrafya. Dünya küresine hep Avrupa ve Amerika kıtalarını gösteren açıdan baktığımızdan olacak farkında olmadığımız öteki coğrafyalarla tanıştıkça dünyanın üzerinde yükseldiği temelde Çin; Hint, Rusya, İran Anadolu, Arap, İran, Ortadoğu, Mısır, Afrika’yı da görürüz.
Arkeolojik kazılar da arttıkça günümüz kültürünün köklerinin beslediği yapıtlar, yazarlar, uygarlıklarla da tanışıyoruz. Say yayınları arasında çıkan Merve Arkan’ın çevirdiği, Selcan Karabulut’un editörlüğünü yaptığı Leo Tzu’nun “Tao Te Ching” “Yol ve Erdemin kitabı” bunlardan biri.
2500 yıl önce Çin’de Doğu Zhou Hanedanlığı ya da Savaşan Beylikler diye adlandırılan dönemde yaşayan Lao Tzu’nun adıyla özdeşleyen “Tao Te Ching” erdemli bir yolda yaşama kılavuzu. Son arkeolojik bulgular Tao Te Ching’i gerilere götüre dursun, içeriği her geçen gün onu hem gündeme hem de geleceğe taşıyor. Dünya’da da Türkiye’de de yeniden yeniden çevrilen ve keşfedilen yapıttan etkilenenlerden biri de yaşayan efsane mimar, mimarlık tarihçisi Doğan Kuban.
Lao Tse, Lao Tze biçiminde de adı yazılan Türkçe “Yaşlı Bilge” anlamına gelen Lao Tzu’nun yaşamı konusunda çeşitli savlar var. Onun kadar ünlü olan Konfüçyüs’ün yaşamına ilişkin daha çok bilgiye ulaşılabiliyor. 80’ninde yorulan ve kendi halinde yaşamaya karar veren tarihçi ve kütüphaneci Lao Tzu, Çin’den ayrılırken sınırdaki koruma gitmeden önce öğretilerini kaleme almasını isteyince, “doğal güzelliklerin ve iyiliğin” farkında olmayan insanlara erdemli yolu gösteren bu yapıtı yazdı.
MÖ 600 yılında doğduğu tahmin edilen Lao Tzu, MS 600 yılında yapıtı Sanskritçeden diğer dillere çevrilmeye başlayınca yeniden doğdu. İncil’den sonra dünya dillerine en çok çevrilen ve çevrilmeye devam edilen Tao Ching’in dünyanın dört bir yanında nadide el yazmaları da var. Günümüzde 2 Nisan doğum günü olarak kutlanan Lao Tzu yaşam bilgesi olduğu kadar Taoculuk adını alan dinin kurucusu olarak da biliniyor. Bir başka sav da yapıtını yazdıktan sonra ortadan kaybolan Lao Tzu’nun Buda kimliğine bürünerek geri döndüğü. Bu Budacılar ve Taocular arasında yüzyıllardır tartışılıyor.
Atatürk’ün isteğiyle kurulan DTCF’de ilk açılan bölümlerden biri de Çinbilim ya da Fransızcadan dilimize geçen Sinolojiydi. Almanya’dan Nazi Hitler rejiminden kaçan Annemarie Von Gabain bölümün ilk hocasıydı. Ailesi Almanya’da kalan, gittiği Çin Japon işgaline uğrayınca ortada kalan Wolfram Eberhard’ı Türkiye’ye kazandırdı. Eberhard ailesine kavuşabildiği Türkiye’de Çin konusunda yapıtlar yanında yerini bıraktığı iyi bir öğrenci yetiştirdi: Muhaddere Nabi Özerdim. DTCF’ne giren ilk kız öğrencilerinden Muhaddere Sinoloji Bölümü’nden mezun olan ilk öğrenci oldu. Çin tarihi, felsefesi, edebiyatı ve sanatı konusunda yapıtlar yazan, çeviren; Türkiye Çin arasında ilişkilerin gelişmesi için çabalar harcayan Muhaddere Nabi Özerdim çok sayıda öğrenci de yetiştirdi. Kardeşi Sami Nabi Özerdim de ablasının yolundan giderek Macarca alanında bunu yaptı.
50 yıl önce Muhaddere Nabi Özerdim’in dilimize kazandırdığı ve ileride daha farklı çevirilerin yapılacağını vurguladığı Lao Tzu’nun “Yol ve Erdemin Kitabı” bireye ve topluma insana bir armağan olan yaşamı keşfetme ve onun güzelliğinden yararlanma rehberi olarak yeni bir yorumla okuruyla buluşuyor.
Lao Tzu; Orhan Veli’nin “Hürriyete Doğru” şiirindeki çağrıyı yüzyıllar önce yapıyor. Orhan Veli: “Gün doğmadan,/Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola./Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,/İçinde bir iş görmenin saadeti,/Gideceksin/Gideceksin(...)/ Heeey/Ne duruyorsun be, at kendini denize:/Geride bekliyenin varmış, aldırma;/ Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;/Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;/Git gidebildiğin yere...” derken Lao Tzu: “İçindeki seni korur, onu özgür bırak(...) En büyük fazilet suyunki gibidir.
Suyun fazileti her şeye olan yararındadır. Tüm insanların hor gördüğü yerde bile, itiraz etmeden her şeyin içini doldurmasındadır” diyor.
Batı’da Socrates, Doğu’da Lao Tzu hayatı, insanı, toplumu ve dünyayı sorguluyor. Lao Tzu: “Şan mı yoksa yaşam mı, Hangisi sende daha fazla? Yaşam mı yoksa mal mı, Hangisi senin için daha önemli? Hayatta kal ve diğerlerini kaybet, Diğerlerini koru ve hayatı kaybet; Hangisi daha çok keder ve acı getirir? Görüyoruz ki Şana bağlı kalan, Daha yüce olanı reddeder; Bolluğu seven, Daha büyük bir zenginlikten vazgeçer. Elindekiyle yetinen Utanca değil korkuya ihtiyaç duyar. Durmayı bilen Hata yapmaz. Tehlikeden uzak durur ve ömrü uzun olur.”
Hayat nedir? Lao Tzu: “İnsanlar gelir ve yaşar, tekrar içeri girer ve ölür. On kişiden üçü yaşamı, üçü ise ölümü temsil eder. On kişiden üçü ise yaşamak ister ama ölüme gider. Peki neden? Çünkü ölümsüz olmak için büyük bir hırsları vardır. Kendisine bahşedilen hayatı yaşamakta marifetli olanın, gergedandan ya da kaplandan çekinmeden dolaştığı, zırh ve kılıçtan korkmadan orduları geçtiği söylenir. Gergedan boynuzlarını saplayacak yer bulamaz, Kaplan pençelerini ona geçiremez. Ona hiçbir kılıç işlemez. Peki neden? Çünkü onun içinde ölüme yer yoktur” diyor
Sokrates “bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir” derken Lao Tzu “Bilmek ama yine de bilmediğini düşünmek en büyük hünerdir. Bilmemek ama bildiğini düşünmek ise hastalıktır. Bu hastalıktan dolayı acı çekerek ondan korunabiliriz. Bilge kişi bu hastalıktan muaftır.”
En azından beş binyıllık olduğu sanılan ve hayatın içinden süzülen bal damlalarını andıran sözler güldestesi anlam arayışı içindeki insana “Yol” kılavuzu. “Savaşta bile nezaket zafer getirir ve gücünü korur. Gök, nazik olanı aynı nezaketle korur” diyor Leo Tzu ve ekliyor: “Elimde sıkıca tuttuğum üç değerli şeyim var. İlki nezaket, ikincisi tutumlu olmak, üçüncüsü üstün olmaktan kaçınmak Nezaketle cesur, tutumlulukla cömert, üstün olmaktan kaçınmakla en saygın kişi olurum. Bugün cesur olmak için nezaketten, cömert olmak için tutumlu olmaktan, en önde durmak için arkada kalmaktan vazgeçiyorlar. Ve hepsini bekleyen son ölüm”... “İşte bu yüzden bilge kişi kucağında değerli mührü taşır ama keçeden yıpranmış bir hırka giyer.”
Lao Tzu’nun izlerini Socrates’ten Mevlana’ya, Hacı Bektaş’tan Krishnamurti’ye görmek olası... Her şeyin katılaştığı, insanların ruhlarından yüzlerine yansıyan sertleşme, katıların dünyayı cehenneme çevirdiği bir süreçte Lao Tzu , “doğal güzelliklerin ve iyiliğin” farkına varmaya davet ediyor: “insan doğduğunda yumuşak ve zayıftır, öldüğünde ise sert ve güçlüdür. Bu her şey için geçerlidir. Ağaçlar ve bitkiler büyürken yumuşak ve narindir, öldüklerinde ise kuru ve solgun. Sertlik ve güç ölümün, yumuşaklık ve zayıflık ise yaşamın doğal sonucudur. Bu yüzden gücüne güvenen kişi savaşı kazanamaz, Dallarıyla her yere uzanan ağaç budanmaktan kurtulamaz. Sert ve güçlü olan aşağıdadır, yumuşak ve zayıf olan ise yukarıda.”
Su gibi olmaya ve yaşam denizine akmaya çağrısını yineliyor Lao Tzu: “Dünyada sudan daha yumuşak ve zayıf bir şey yoktur ama katı ve güçlü olana en çok o karşı koyar. Su bu kadar etkilidir, bu değişmez doğrudur. Dünyada herkes bilir, yumuşak olanın katı olanı ve zayıf Olanın güçlüyü yendiğini. Yine de kimse bunu uygulayamaz...
“Kesinlikle doğru olan sözler, mantığa aykırı görünür” diyerek yeniden can bulduğu Türkçe yapıtında yaşamdan öğrendiklerini “para veren yok akıl veren çok” deyimini Truva atı gibi bilge ile yeniyetme arasına sokanlara karşı savaşını sürdürüyor Lao Tzu, “yeryüzü aşkın yüzü oluncaya kadar.”


