İrem Yıldız

BUZDOLABINI AÇTIRAN AÇLIK DEĞİLSE NE?


Akşam yemeğimizi yemişiz. Karnımız tok. Hatta masadan kalkarken “Bugün yeterince yedim” diye düşünmüşüz. Fakat bir süre sonra kendimizi mutfakta, buzdolabının kapağını açarken buluyoruz. “Bir şeyler atıştırayım…”

Peki gerçekten aç mıyız? Beslenme davranışımızı yalnızca midemiz belirlemiyor. Bazen bizi mutfağa götüren şey açlık değil; stres, sıkıntı, alışkanlık, uykusuzluk, çevresel uyaranlar veya sadece yiyeceğin ulaşılabilir olması olabiliyor. İşte bu nedenle yeme davranışını anlamak için “Ne yiyorum?” sorusu kadar “Neden yiyorum?” sorusunu da sormamız gerekiyor.

 

Açlık mı, yeme isteği mi? Fiziksel açlık genellikle vücudun enerjiye ihtiyaç duymasıyla ortaya çıkar. Yemek yediğimizde ise giderek azalır. Buna karşılık, aç olmadığımız halde ortaya çıkan yeme isteği daha farklı olabilir. Bir yiyeceği görürüz, kokusunu alırız veya sadece aklımıza gelir ve bir anda “Canım bunu istiyor” deriz. Özellikle çikolata, cips, tatlı veya hamur işi gibi daha yoğun lezzetlere yönelik istek, fiziksel açlıktan ziyade yiyeceğin cazibesiyle ilişkili olabilir. Bu durum her zaman “iradesizlik” anlamına gelmez. Yiyeceklerin görüntüsü, kokusu, reklamlar, sosyal ortam ve geçmiş deneyimlerimiz yeme isteğini tetikleyebilir. Yani bazen buzdolabının kapağını açtıran şey midemiz değil, beynimizin yiyeceğe verdiği tepkidir.

 

Stresin payı büyük: Yoğun bir iş günü geçirdiniz. Bir toplantı kötü geçti. Evde canınızı sıkan bir durum yaşadınız. Akşam olduğunda kendinizi mutfakta bulmanız şaşırtıcı olmayabilir. Stresle başa çıkmak için yiyeceğe yönelmek, bazı kişilerde görülebilen bir davranıştır. Özellikle lezzetli ve enerji yoğun yiyecekler kısa süreli bir rahatlama veya ödül hissi sağlayabilir. Ancak bu davranış tekrarlandığında yemek, fiziksel açlığı gidermenin ötesinde bir “rahatlama aracı” haline gelebilir. Burada önemli olan kendimizi suçlamak değil, tetikleyiciyi fark etmektir. “Şu anda gerçekten aç mıyım, yoksa yorgun, stresli veya sıkılmış mı hissediyorum?” Bazen bu sorunun kendisi bile otomatik yeme davranışını fark etmemizi sağlayabilir.

 

Uykusuzluk da gözden kaçmasın. Buzdolabıyla ilişkimizin yoğunlaşmasının bir başka nedeni de yetersiz uyku olabilir. Araştırmaların önemli bir bölümü, uyku kısıtlamasının enerji alımı, açlık ve yeme davranışı üzerinde artışla ilişkili olabileceğini gösteriyor. Uyku, beslenme davranışımızın önemli parçalarından biridir.

 

“Mideme mi kulak veriyorum, yoksa başka bir ihtiyacımı mı karşılamaya çalışıyorum?” Eğer gerçekten açsak, dengeli bir öğün veya uygun bir ara öğün planlamak gerekir. Aç değilsek ve yeme isteğinin arkasında stres, sıkıntı ya da alışkanlık varsa birkaç dakika yürümek, su içmek, ortam değiştirmek, kısa bir telefon görüşmesi yapmak veya başka bir aktiviteye yönelmek yardımcı olabilir.

Ancak burada da önemli bir ayrım var: Her atıştırmayı “duygusal yeme” olarak etiketlemek doğru değildir. Bazen gerçekten acıkmış olabiliriz. Özellikle gün içinde öğünleri yetersiz veya düzensiz geçirmek, akşam saatlerinde yoğun açlığa yol açabilir. Bu nedenle çözüm yalnızca “kendimi tutmalıyım” demek değil, günün tamamındaki beslenme düzenini değerlendirmektir.

 

Mesele sadece ne yediğimiz değil. Bu nedenle bir sonraki sefer buzdolabının kapağını açarken kendimize kızmadan önce durup düşünelim:

 

“Gerçekten aç mıyım?” Belki cevap evet olacak. O zaman bedenimizin ihtiyacını karşılayacağız. Belki de cevap hayır olacak. İşte o zaman önümüzde başka bir soru belirecek:

 

“Peki şu anda aslında neye ihtiyacım var?” Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey bir parça çikolata değil; birkaç dakika dinlenmek, biraz uyumak, stresimizi azaltmak veya sadece kendimizi fark etmektir. Ve sağlıklı beslenmenin en önemli adımlarından biri, buzdolabının kapağını açmadan önce bedenimizi dinlemeyi öğrenmektir.



ARŞİV YAZILAR