KAYIP KUŞAĞIN SANCILARI
Bir kavganın sonunda herkes kazanmak ister, ama işin ucunda, bunun gerçekleşmemesi halinde galip gelenlere katlanmayı öğrenmek zorunda kalmak da var.
Bazı insanlar, kendilerine sunulan olanakların dışına çıkmayı seçer.
Üzülerek anlıyoruz ki; halkın çoğunluğunun genel kanısına göre, onurlu bir insan olmakla kurallara uymak arasında hiçbir ilgi yok. Başkalarının amaçları için kötüye kullanılmış olmak ne kadar çirkin bir durumdu.
Cins kediler gibi…. ıssız bir köşeye çekilip…. tek başımıza ölmeyi başarabilir miyiz örneğin?
Varoluşsal sıkıntılar, oradan oraya savrulan, bir yerlere tutunmak isteyen yaşamlar. Karmaşa, sıkıntı, yıkım. Kendisini çevreleyen duvarlara dönüşen öz değer yargılarıyla çarpışmalar. Bir kahraman olamamaya karşın, yitip gitmemek için sürdürülen direniş.
Bunu nasıl başarıyorlar bilmem? Bir insana ‘kullan at’ örneği kağıt mendil işlemi uyguluyorlar.
***
Yıldızlar ışıklarıyla sonsuz evrenden bize sevecen, büyülü, gizemli, insanda ölçüsüz merak uyandıran, zamanı durduran, bize farklı olduğumuzu duyumsatan, paha biçilmez iletilerini gönderiyorlar. Onlara bakıp görüyor muyuz? Hayır! Aslında, küçücük de olsa bir teşekkürü fazlasıyla hak ediyorlar kuşkusuz. Oysaki biz, hak ettiğimiz yere tırmanmak, emeğimizin alın terimizin karşılığını elde etmek, bugüne dek haksız biçimde elimizden koparılarak alınmış olanları geri almak için çabalayıp duruyoruz. Susmanın daha büyük bir güvence sağladığına inandırılmış bir toplumun içinde.
Bu dünyada yaşarken ne düzeyde kendimiz olabiliyoruz ve ne düzeyde kendimiz olarak kalabiliyoruz?
Kimi geceler yüreğinizden taşan hüzün tüm şehri dolaşır, dolaşır ve sonra geri dönüp pencerenizden içeriye girerek odanıza dolar.
Bugün, tüketim toplumuna dönüştürülmüş olan halkın bilinç ve sendikal düzeyi düşük olduğundan yaptırım gücü kalmadı.
Biz anılarımızın toplamı mıyız, gerçekleşmemiş düşlerimizden artakalan? Yıllar sonra yeni yeni ayırdına varıyoruz: Hepi topu beş para etmez geçici hevesler için ne çilelere katlanmışız meğer.
Çünkü aç olmak, sabırla bekleyenlerden olmak demek. Caddelerinde, sokaklarında yürüyebiliyor olmanızın; o şehre girdiğiniz, o şehir tarafından kabul edildiğiniz anlamına gelmediği gibi. Kuşkusuz orada iyiliksever insanlar da vardır, ama iş onları bulmakta. Demek ki insanları kitaplardan öğrendiğimiz gibi seversek böyle oluyordu.
İstenmeyenlerde bizden bir parça, bizde de istenmeyenlerden bir parça olamaz mı? Dışlanmak pek de öyle insana uzak bir durum olmasa gerek.
Bir gün elimizdeki anahtarlar geri istenecek. O gün gelmeden, yarınları daha güzel hale getirmeye çalışmayan bir insan ne işe yarar ki?


