SANSÜRÜN İRONİSİ
Dünya hukuk tarihine geçecek uygulamalara imza atıyoruz. İlerde ders kitaplarına girecek örnekler üretmeye de.
Şaka desen değil çünkü güldürmüyor. Aksine korkuyu büyütüyor.
Şarkıcı Gülşen’i bile tutuklayan adalet sistemimiz kolyeden de suç üretti.
‘Nasıl oldu?’ demeyin.
Hatırlayın!
Karikatür ceza aldı.
Stand up tutuklandı.
Şarkı sözü ifadeye çağrıldı.
Atasözünden suç unsuru çıkarıldı.
Heykeller yasaklandı.
Şimdi de ‘müstehcen’ bulunduğu gerekçesiyle bir kolye, mahkemeye çıkarıldı.
Herkes vibratör şeklindeki kolyenin magazin kısmını tartışadursun ben gerekçesi üzerinden tartışmayı yürütmek isteyenlerdenim.

O zaman gerekçe nedir?
Müstehcenlik!
Peki nedir, ne anlam taşır?
Kelime 2000 yıllık.
Ancak çıkış yeri araştırıldığında içerisinde ahlak, edep gibi kavramları barındırmıyor.
Müstehcenin doğum belgesine bakıldığında İngilizce olduğu görülüyor.
Orjini: onscene (onskin şeklinde telaffuz ediliyor)
Kökü Latince ob-scaena’dan geliyor.
‘Sahne dışı’ anlamında.
Antik tiyatroda ‘sahnede gösterilmemesi gereken’ şeklinde dilimize çevrilebilir.
Kelime ‘bu kötüdür’ demiyor; sadece ‘göstermeyin’ diyor.
Arkadaki hazırlık ve hareket, oyunun ruhunu bozacağı için saklı kalması gerektiğini vurguluyor.
Tıpkı özel yaşamlarımızı mahrem hatta mabet kabul ederek herkese açık tutmadığımız gibi.
Müstehcen bulunduğu gerekçesiyle sansür mekanizması, 1960’larda bir kitap üzerinden çalışmaya devam etmiş.
Bu ilk örnek olmasa da en çarpıcıları arasında yer aldığını söyleyebilirim.
Londra’da yaşanan olayda Lady Chatterley’s Lower (Lady Çetırli’nin sevgilisi) kitabı yargılanıyor. Başlarda kimse 32 yıl önce çıkmış bir eserin yıllar sonra nasıl suç teşkil ettiğine anlam veremiyor. Yazarı D.H Lawrence de dahil.
Ne zaman ki bir yayın evi, ucuz cep baskısıyla herkesin okumasını sağlıyor; işte kıyamet o zaman kopuyor. Dava o gün açılıyor.
Aynı Deniz Göktaş’ta yaşananlar gibi. Uzun zamandır anlatıyordu ancak Harbiye ile kitlesini milyonlara varana genişletince ‘gel buraya, azcık sus!’ dendi.
Yüzyıllardır sayısız sanatçı, düşünür, film, kitap, oyun, gösteri müstehcenlikle yargılandı ve sansürlendi.
Ancak sansürün değişmez ironisi şu ki yasaklanan her iş, daha çok ilgi gördü. Kapattıkça bakmak isteyenler çoğaldı.
Mesela Lady Chatterley, aklanıp raflara dönünce ilk gün 200 bin sattı.
32 yıl bir avuç insanın bildiği kitabı, yıllar sonra dünya klasiği yapan kim?
Yasaklamak isteyenler!
Yeryüzünde bu kural asla şaşmadı.
Sansür, görünmesin dediğin şeyi daha görünür yapar.
Net!

Şimdi çıkış yerimiz kolyeye geri dönelim. Bir kaç gün öncesine kadar kolyeden kaç kişinin haberi vardı?
Fotoğraf sanatçısı Bennu Gerede az tanınan biriydi; şimdi ismi büyüdü.
Youtube yayınını gerçekleştiren Emel Özuğur’un takipçi sayısı müstehcen kolye hadisesiyle üçe katladı.
Vibratör kolye, kimsenin bilmediği bir eşya iken arama motorunda en çok tarananlar arasına girdi. Satış rakamları, bir anda yüzde yüz 140 arttı.
Bakın görüyor musunuz?
Sansürün değişmez ironisi yine çalıştı.
Kapattıkça bakmak isteyenler çoğaldı!
Demek ki Namık Kemal yine haklı çıktı:
“Ne mümkün zulm ile bidad ile imha-yı hürriyet? Çalış, idraki kaldır, muktedirsen ademiyetten…”


