Mersin Deniz Feneri
Eskiden deniz fenerlerinin bir bakıcısı olurdu. Yağ lambalarının kullanıldığı dönemlerde özellikle fenerin ışığına ve merceğine bakmakla sorumlu bir kişi bulunurdu. Deniz feneri bekçiliği görevinin genellikle bir aile üstlenirdi. Bakım işi ebeveynlerden çocuklara geçerdi ve hepsi de deniz fenerinin içinde veya yakınında yaşardı. 1930′lu yılların başında İstanbul’dan eşi ve çocuğuyla Mersin’e gelen Ali Bey (Özgün), o sırada Fransızlar tarafından işletilen Mersin Deniz Fenerinde bakıcı olarak işe başlar. Kabotaj Yasasından sonra Denizcilik Bankası Kıyı Emniyet İşletmesi’ne bağlanan Fenerdeki görevini sürdüren Ali Bey 1950 yılında vefat eder. Görevi, eşi Rahime Hanım üstlenir. 1962 yılında oğlu Şinasi Özgün devraldığı nöbeti 30 yıl daha sürdürür ve emekliye ayrılır.
Mersin Deniz Feneri’nin inşa ve onarım tarihini gösteren bir kitabesi ve vakfiyesi yoktur. Karaya uğramanın zor olduğu yıllarda Mersin körfezine gelen vapurların karaya uğramadan kasabanın dışındaki deniz fenerinden eşyaları naklettikleri anlatılır. Fransız coğrafyacı V. Cuinet, Mersin’in güneyinde 300 metre ileride 14 mil açığa kadar ışık veren ikinci sınıf bir deniz fenerinden söz eder. Şimdiki fenerin 50 metre kuzeyinde demirden 4 ayak üzerinde, basit bir kule halinde ve bir petrol lambası ile işaret veren bir fenerdir. Sonradan, Müftü Deresi'nin getirdiği kum ve taş nedeniyle deniz çekilince, yeni bir fener yapılması gündeme gelir.
1839 Tanzimat sonrasında her alanda başlatılan modernleşme çabalarını denizcilik alanında da görmek mümkündür. Tersane-i Amire’nin fener yapımlarıyla ilgili çalışmaları da bu süreçte hızlanmıştır. Kırım Savaşı sonrasında fenerlerin sayısı hızla artmıştır. Fenerlerle ilgili ilk resmi kurum Fenerler İdare-i Umumiyesi’dir. 19 Temmuz 1865 tarihli devlet arşivlerde “Mersin fenerinde yapılan değişikliğe dair” bir karar yayınlanmıştır. 06 Ağustos 1893 tarihli devlet arşivlerinde “Mersin Kasabası’nın garp tarafında bulunan hanelerle fener yakınlarında inşa edilen binalardan bir mahalle teşkil edilerek Hamidiye ismi verildiği” belirtilmektedir.
1880 tarihinde bir Fransız Firması tarafından yapılan bu fener, gaz yağı ile çalışmaktaydı ve 20 saniyede bir şimşek çakan kuvvetli bir fenerdi. 12 milden görülebiliyordu. V. Cuinet, fenerin ikinci sınıf bir fener olduğunu, iki dakikada bir yanıp sönen ve 14 mil etkinliği olan bir fener olduğunu yazmaktadır, Adana Vilayet Salnamesi ise etkinlik mesafesini 6 mil olarak belirtmektedir. 1966 yılında yenilenen Mersin Feneri, bir seyir feneridir ve Akdeniz’deki fenerlerin en güçlüsüdür.
İçel kıyılarında başka deniz fenerleri de vardır. Türkiye sahillerinin en güney ucunda bulunan Anamur deniz feneri, 1911 yılında inşa edilmiştir. Fener sur duvarlarının hemen önünde yer alan silindir şeklinde bir kuleden oluşmaktadır.
Fenerler sadece denizleri değil aynı zamanda denizcilik bilimi ve kent tarihi alanını da aydınlatan, korunması gereken yapılardır. Günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış bu yapılar tarihi açıdan bizlere çok şey anlatırlar. Bu nedenle Mersin deniz feneri daha uzun yıllar tarihe tanıklık etmeye devam edecektir.



