Aşk olsun sana DENİZ
DENiZ koyun çocuğunuzun adını
Sokaklarda ıslık çalsın, elleri cebinde
Kızmayın sesi çıktı, haykırdı diye
Asi olur çünkü Denizler
İsminin ruhu budur.
DENİZLER çoğalsın, büyüsün ki
Bir devrimcinin derinliğinde, özgür dalgalarda yaşasın…
Çünkü ben öyle yaptım. Biraz da korkarak akıbetinden. İsimlerin ruhuna inandığımdan. Ancak koç burcu inadı diyelim; cinsiyeti ne olursa olsun ‘Deniz’ koymaya yıllar önce karar verdim.
Şimdi bakıyorum ülkede ne kadar Deniz, Devrim, Özgür, Eylem varsa hepsi mutsuz, umutsuz, muğlak ve karamsar. Ancak ruhları gençliklerinden gelen enerjiyle korkusuz.

Son örneği Deniz Göktaş…
Açıkçası Cem Yılmaz’dan bu yana hiçbir komedyeni bu kadar beğenmemiştim. Harbiye’deki gösteriyi hayret, neşe ve umutla izledim. Ölçü, denge ve mizah dozu tam ayarındaydı. Ülkedeki geleneksel stand-up kalıplarından, alıntı alışkanlığından kopuşu temsil ediyordu. Alışılagelmiş taklitlere, çiğ esprilere, şive numaralarına, belden aşağı göndermelere yaslanmadan kendi özgün hikâyesinden yola çıkmıştı. Üstelik bunu 32 yaşında, yaratıcılık, orijinallik ve olgunlukla bütünledi. Bir nevi kara mizah veya trajedinin komedisini denedi ve de başarılı oldu.
Ancak bilirsiniz ki eşsiz memleketimde hiçbir başarı cezasız kalmaz. Meyveli ağaç her zaman taşlanır. Cesaretin bedeli ağır ödetilir.
Bu acı gerçeği çok net bildiğimden Harbiye şovunu ikinci kez izlerken içimde derin, bildik bir kaygı oluştu. Ne de olsa Trump’a sahneden alenen küfreden Robert De Niro lüksüne sahip değiliz. ‘Özgürlükler Ülkesi’ tanımından fersah fersah uzaktayız.
Buralarda sanatçıların mafya babaları gibi dokunulmazlığı yok!
Şakadan korkan, mizahtan kaçan, karikatürden ürken son tüketim tarihi çoktan geçmiş muktedirlerin esir aldığı topraklarda yaşıyoruz.

Kendi gerçeklerinden korkarak algı ve yanıltmayla iş idare edilen yerlerde en çok tat aldığımız şeylere kafayı takmalarının nedeni de bu.
Mizah, korkunun ciddiyetini bozar. Panzehiridir.
Otoritenin dokunulmazlık algısını alt üst eder.
İnsanların yalnızlık duygusuna iyi gelir.
Güçlendirir.
İşte Deniz de tam bunu yaptı. Ayar da gecikmeden geldi. Peşi sıra soruşturmalar başladı.
Oysa genç komedyen, cesaretin bilmeden atlanılan uçurum olmadığını aksine ateşe yürümek gerçeğini bilerek gösterisini sundu.
Birçoğumuza da ‘nihayet’ dedirtti.
Nihayet birisi lafı eğip bükmeden kralın çıplak olduğunu söyledi.
Boşuna dekora kellesini koymamış.
Şovun adına öylesine esprili dursun diye ‘Ölü Deniz’ dememiş.
Belli ki Mamak’ın genetik hafızasını taşıyor.
Bununla birlikte komedinin nasıl bir direniş aracı olduğunu, iki günde iki milyon insana hangi kanaldan ulaşabileceğini de biliyor.
Hepimize boy veriyor.
Dikkat et başına bir iş gelmesin diyenlere de gülüp geçiyor.
Aşk olsun sana çocuk.
Aşk olsun sana DENİZ…
Olmak ya da olmamak değil artık mesele:
- Korkmak ya da korkmamak!


