Yaşar Öztürk

Yaşar Öztürk

Denizlerdeki Egemenlik ve Bağımsızlığımızın Simgesi: Kabotaj Kanunu


Osmanlı’nın duraklama, gerileme ve çöküşe giden yola sokan onun bir iç göl haline getirdiği Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz’de deniz gücünden yoksunluğuydu. Sırtı denize dönük yaşam hâlâ sürüyor. Bunu kıyı şeritlerindeki Atatürk heykellerinden görebiliyoruz. Çoğunlukla Atatürk’ün sırtı denize dönüktür.

Her yıl 1 Temmuz günü yurtta kabotaj bayramı olarak kutlanıyor. Türk Dil Kurumuna göre Fransızca kökenli “Kabotaj: Bir ülkenin iskele veya limanları arasında gemi işletme işi.” Yani bir ülkenin kendi limanları arasındaki deniz ticaretini, kendi vatandaşları ve kendi bayrağını taşıyan gemilerin tekelinde bulundurması hakkı.

Osmanlının ünlü kaptanı Barbaros Hayrettin, “Denizlere hâkim olan dünyaya hâkim olur” sözüne karşılık ne askeri ne de ticari olarak denizcilik çekici gelmediğinden Osmanlı Padişahlarınca başka devletlere armağan edilen kapitülasyonlardan Lozan ile yolunu ayırabildi. Türkiye, Cumhuriyet ilan edilmeden kabotaj konusunda tavrını belli etti. 17 Şubat’ta başlayan İzmir İktisat Kongresi’nde 28 Şubat 1923 günü ticaret denizciliği konuları görüşüldü. Denizcilik konularına ilişkin kararlar “Ticareti Bahriye Meseleleri” başlığı altında toplandı ve 24 Maddelik çözüm oy birliği ile kabul edildi.

Türkiye II. Lozan Görüşmeleri’nde bunu gündemin geri maddesi olarak elinde tuttu. Gazi Mustafa şöyle diyor: “Kabotajın kayıtsız şartsız ilgasını veya meselenin barıştan sonraya bırakılmasını destekledik ve lüzumlu gördük. Fakat, belli şartlar dahilinde iki senelik bir özel mukavele ile meselenin halline imkan bulabildik.” Lozan’ın 28 maddesi kapitülasyonları kaldırırken deniz ticareti konusunda da egemenliği Türkiye’ye verdi.

1 Kasım 1926 TBMM’nin yeni döneminin açılışında hakla müjdeyi verdi: “Kabotajın, bu sene zarfında yalnızca ve tamamen Türk sancağına dönmesi fiilen tahakkuk etmiştir. Bu hadiseyi iftiharla yad etmek isterim.”

Dört yıl sonra Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal “Menemen Olayı” nedeniyle yarım kalan yurt gezinin 2. safhası 26 Ocak 1931-2 Mart 1931 tarihleri arasında tamamladı. Her geziden sonra Gazi izlenimlerini bir rapor haline getirip başbakana, bakanlar kurulu ve hükümete sundu. O rapordan şunların altı çizildi: “Deniz Ticareti İzmir'deki günlerimiz, deniz ticaretimiz hakkında bize bazı yankılar getirdi. Başlıcaları şunlardır: Marsilya, Trieste, Hamburg'a vesaireye çalışan bütün yabancı vapur kumpanyaları İzmir limanına mahsus olmak üzere bir tröst yapmışlar. Adetleri pek çok olan bu kumpanyalar, işleri müştereken üç acenteye vermişler. Bunların hepsi aynı limanlara aynı navlunu istemektedir. Rekabet yoktur. İzmir'in nakliye fiyatları İstanbul'a oranla yüzde otuz fazladır. Mesele bir kere deniz ticaretinin tabi olacağı milletlerarası esas hükümler noktasından değerlendirmeye değer. Küçük kabotajdan başkaldırmayan Türk vapurları gelişmedikçe bu baskının artması ihtimali de vardır. Bu hareket ihracat mallarımızın harici piyasalardaki kuvvetli rakipler karşısında müşterisiz kalmasını doğurabilir. Nihayet bu yüzden dahilce buhranlarla karşılaşmak varit olabilir. Hukuki noktadan çare aranırken aynı zamanda Seyri Sefain'ini küçük ölçüde olsun, işe müdahalesi göz önünde tutulmaya değer. Vapurlarımız uzak seferler yapmaya kâfi değilse bile incir, üzüm kutuları gibi küçük parçalı maddeler müstesna olmak üzere Pire ve İskenderiye'de transborduman2 yapmak suretiyle vaziyeti belki hafifleştirebilir. Akdeniz'de İzmir'le Mersin arasında 20 kadar deniz fenerine ihtiyaç olduğu ve bu eksiklik yüzünden sahillerimizde deniz seferleri emniyetli görülmediği söylenmiştir. Memleketin harici ticaretine ve nakliyat sigortalarına tesir edecek olan bu ihtiyaç yavaş yavaş tamamlanabilir. İzmir'de Yenikale önünde vapurların geçmesi için iki şamandıra arasına bırakılan 80 metrelik geçidin darlığından ve şamandıralar fırtınadan yerlerinden oynadığı için kaza ihtimali hasıl olduğundan bahsolunuyor. Hatta akşamdan sonra gelen bazı vapurların fena havalarda bu tehlikeden kaçmak için limana girmeyerek sabaha kadar dışarıda dolaştıktan ve bu halin nakliye ve sigorta fiyatlarını yükselttiği söyleniyor. Geçidin kırk metre daha açılması maksada kâfi görülüyor. Deniz ticareti işinde, vapurcularımız arasındaki rekabet, yabancı limanlara Türk şilepçiliğinin prim ile teşviki ve İstanbul limanında gemi tamirinin pahalı olması gibi üzerlerinde durulup incelenecek noktalar vardır.”

Kabotaj Bayramı dolaysıyla her yıl yurttaşlardan telgraf ve mektuplar alan Gazi Türkiye’nin deniz gücünün artması için çok emek harcadı. Gezilerini gemilerle sürdüren halkının verdiği soyadını alan Atatürk 1/2 Temmuz 1935 gecesi Kaptan ve Makinistler Cemiyeti tarafından Ankara Vapuru’nda düzenlenen deniz balosuna katıldı. Basına şöyle yansıdı: “Atatürk halk arasında oturmuş ve en demokrat büyük devlet adamlarında bile görülmeyen eşsiz bir samimiyet ve millet babası alaka ve sevgisiyle görüşmüş, gençlere devrimlerden. Yapılacak vazifelerden bahsetmiştir. Atatürk denizcilerimizin ödev ve liyakatlerinden de bahsetmiş ve yanlarında bulunan Donanma Kumandanı Miralay Şükrü'ye bilhassa iltifat etmiş soyadı olarak “Okan” adını vermiştir(…) “Okan” “Okyanus” demektir. Cumhurbaşkanı Türkiye Cumhuriyeti Donanması'nın kumandanına bu soyadını vermekle, bir zamanlar denizleri kendine dar getiren Türk denizciliğinin enginliğine ve egemenliğine de işaret buyurmuş oluyorlardı.”

Kapitülasyonlar yüzünden Osmanlı sancağı taşıyan gemilerin varlığını büyütemeyen Osmanlı İmparatorluğu’nun deniz ticaret filosu, ortalama taşıma kapasiteli 304 motorlu gemi ile bir kaç yelkenli gemiden oluşurken yabancı devlet bandıralı 6590 gemi Osmanlı kıyılarında deniz taşımacılığını yürütüyordu. Osmanlı’nın son dönemlerinde kabotaj hakkı için çaba gösterenler olsa da konsoloslar ve elçiler bunu anında bastırıyordu.

1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe giren 29 Nisan 1926 tarihinde kabul edilen 815 sayılı “Türkiye Sahillerinde Nakliyatı Bahriye (Kabotaj) ve Limanlarla Kara Suları Dahilinde İcrayı San'at ve Ticaret Hakkında Kanun” ile Türk denizlerinde her türlü ticari faaliyet hakkı sadece, Türkiye Yurttaşlarına ve sermayesine tanındı: Madde 1: “Türkiye sahillerinin bir noktasından diğerine emtia ve yolcu alıp nakletmek...yalnız Türkiye sancağını hamil sefain ve merakibe münhasırdır.” Madde 2: “Nehirler ve göller ve Marmara havzasıyla boğazlarda bilumum kara sularıyla kara sularına dahil bulunan körfez, liman, koy ve sairede... seyrüsefer ve nakliyat icra etmek suretiyle ticaret hakkı Türkiye tebaasına münhasırdır.” Kabotaj bayramıyla denizlerde de egemenlik kayıtsız koşulsuz milletindir denildi. Burada en önemli nokta deniz ticaretinde “yabancı” sözcüğündedir. Buradaki “yabancı” sözcüğü köken için değil devletler için kullanılmaktadır.

Bir devletin kendi kıyıları boyunca ve kendi limanları arasındaki ticaretini kendi yurttaşlarının ve ulusal bayrağını taşıyan gemilerin tekelinde bulundurma hakkı olan kabotaj tekelini ilk kez 16. Yüzyılda İngiltere kullanarak üzerinde güneş batmayan imparatorluk oldu. Mustafa Kemal bu 4 yüzyıllık gecikmeyi bilimden sanata, siyasetten yaşama nasıl hızla gidermeye çalıştıysa deniz ticaret konusunda da Türkiye’nin çağdaş uygarlık düzeyine çıkması için çok çabaladı.

1 Temmuz Kabotaj Bayramı Türkiye’nin yüzünü denize döndüğü gündür. Askeri olarak “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir” diyen Gazi ulusuna ve yurttaşlarına da “İlk hedefiniz denizlerdir” dedi.  Son katıldığı 1 Kasım 1937 TBMM Açılışı konuşmasında (Bir sonrakinde ölüm döşeğinde olduğu için konuşmayı onun adına Başbakan Celal Bayar yaptı) şunları söyledi: “Kara ve deniz ticaret kanunlarımızın ekonomik bünyemizdeki gelişmelere daha uygun hale getirilmesinde zaman geçirilmemek yerinde olur(…)  Liman işlerinde modem ve planlı çalışma ve tarifelerdeki tenzilatın uyandırdığı memnuniyetin verimli neticeleri, ticarette dikkati çekmiştir. Bu yolda devam edilme­ sinde isabet olacaktır. Ekonomik bünyemizdeki gelişme deniz nakliye vasıtaları ihtiyaçlarını her gün artırmaktadır. Yeni sipariş edilen gemilerden bir kısmı, önümüzdeki ilkbaharda gelmiş bulunacaktır. Fakat bunlar, bugünden görülmekte olan ihtiyaç hacmine cevap verecek adet ve nispette değildir. Yeni gemiler inşa ettirmek ve bilhassa eski tersaneyi, ticaret filomuz için hem tamir, hem yeni inşaat merkezi olarak faaliyete getirmek vasıtalarını temin etmek lazımdır. Şu günlerde yüksek Meclis'e Su Mahsulleri ve Deniz Bank hakkında bir tasarı gelecektir. Konunun yüksek alakanızı çekeceğinden şüphe etmiyorum. Arkadaşlar, En güzel coğrafi vaziyette ve üç tarafı denizle çevrili olan Türkiye, endüstrisi, ticareti ve sporu ile en ileri denizci millet yetiştirmek kabiliyetindedir. Bu kabiliyetten istifadeyi bilmeliyiz; denizciliği, Türk'ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız. (Alkışlar, yaşa sesleri.) Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin, hür, bağımsız, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir. Türkiye bu kalkınmada iki büyük kuvvet serisine dayanmaktadır: Toprağının iklimleri, zenginlikleri ve başlı başına bir servet olan coğrafi vaziyeti; ve bir de Türk milletinin, silah kadar, makine de tutmaya yaraşan kudretli eli ve milli olduğuna inandığı işlerde ve zamanlarda tarihin akışını değiştirir yiğitlikle tecelli eden yüksek sosyal benlik duygusu. (Sürekli alkışlar.)”

Nasıl 100. Yılında en büyük erdem olan Cumhuriyet’i yeniden anladıysak 100. Yılında Kabotaj Bayramını da yeniden düşünme zamanıdır.  



ARŞİV YAZILAR