BEN DE ZENGİN SEVİYORUM
Butlan-şutlan, erken-olağan kurultay, yeni-eski parti, erken-zamanında seçim… Bu ve benzeri tartışmalardan, benzer gündem maddelerine ilişkin yazmaktan gına gelmeye başladı. Gazetemizin çok değerli mensuplarından bir dostumun ‘Ben zengini ve güçlüyü severim’ tezinden hareketle tercihimi bu kez değiştirmeye karar verdim. Dilerim, kalem oynaklığım beğeni toplar, okur sayım artar!
Örneklemlerle başlayalım ve Mersin’imize öncelik verelim.
* Yıllardır nostalji yapılır; ‘Portakal bahçeleri yerini betona bıraktı’, ‘Tarım arazileri ranta kurban edildi’ vb. tümcelerle. Eskiler bilir; kentimizin en gözde muhiti Çamlıbel ve Pozcu’ydu. Mühim ve varsıl aileler buralarda mutlu mesut yaşardı. Genç kızlarımız tenis oynar, bikiniyle denize bile girerken kimse kem gözle bakmazdı. Babalar ve anneler ise konken partileri ile yardım dernekleri faaliyetlerinde zaman geçirirdi. Amma velakin; kendini bilmez sonradan görmeler; hatta baldırı çıplaklar sızma harekatı başlatınca tablo kaosa dönüştü. ‘Kent kültürü’nü yaşatan elitlerimiz de çaresiz, anılarını geride bırakarak kentin kuzeyine ‘huruç harekâtı’ başlattı. Güvenli siteler yaptılar, cemaatlerinin dışında kimseleri almadan: Bahçelerinde birkaç portakal, limon, turunç bırakma alicenaplığını da gösterdiler!
* Yazın gelmesiyle birlikte magazin gazetecileri tatil beldelerinde konumlandılar. TV ekranları, ‘Beachlerde (bilmeyenler için plaj olduğunu hatırlatayım) şezlong kirası 5 bin’, ‘Lahmacunun adedi bin 500 lira’ benzeri haberlerle kaplandı. Kardeşim ‘serbest piyasa’ var değil mi? Hiç zenginle yoksul bir olur mu? Olsa da hizmet etmek için!.. Deniz kenarında tatil isteyen halkımıza önerim; sersinler kilimi kilometrelerce uzanan Kültür Parkımıza, kessinler karpuzu… İşte size ailece deniz keyfi! Ama sakın çöplerinizi orada bırakmayın, biraz ‘kentli’ olun!
* ‘Deve mi kuş mu!’ olduğu belli olmayan şu orta sınıfın, ‘Bodrum’u, Çeşme’yi pahalı buldum’ deyip Yunan adalarına gitmelerine gıcık oluyorum. Zenginlerimiz aynı düşüncede değil Allahtan! Maldivler, Miami benzeri yerlerde eğlenme seçeneği varken ‘milli duruş’ göstererek milyonları Türkiye’de harcıyorlar.
* Muhalif medya varsıl düşmanlığına devam ediyor hâlâ! ‘Emekli 20 bin, asgari ücretli 28 bin lira maaşa talim ederken İstanbul’da dolar milyarderi sayısı 31’e çıktı’ haberlerinden bahsediyorum. Bu sayıyı 41’e, 51’e çıkarma hedefi varken tersini savunmak ‘milli birliğimize’ zarar vermek olmaz mı? Keşke Mersin’de de 5-10 dolar milyarderimiz olsa! (Laf aramızda illegal yollardan da olsa varlıklarını hissediyorum) Zenginlik için, dış itibarımız adına elbet birileri bedel ödeyecek!
* Mülakat mağduru atanamayanlar ile özel sektör öğretmenleri ‘hak kaybına uğruyoruz’ savıyla Ankara’da açlık grevi yapıyor. Bu satırların kalem aracılığıyla sayfaya döküldüğü saatlerde eylem 11 günü tamamlamıştı. Sevgili öğretmenlerim; sen zaten açsın, açlık grevi yaparak devlet-i alimizi ve de onda vücut bulmuş iktidarımızı zor duruma mu sokmak istiyorsun? Üstelik 7-8 Temmuz’da Başkent’imizde NATO zirvesi var. Yabancı devlet adamlarına (Özellikle de Trump’a), ‘Bu ülkede yoksulluk ve anarşi var!’ dedirtmek mi isteniyor? Gerçi yetkililerimiz ‘Açlık grevi yasak’ kararı aldı da zevahiri kurtardı.
* Yazının sonunu magazin haberiyle bağlayalım. Sosyal medya ve magazin dünyasının ünlü LGBT-İ’si Murat Övüç evlenme kararı almış. Yasalarımıza göre hemcinsiyle nikâh akdi gerçekleştiremeyeceğine göre bir kadını koluna takacak! Öte yanda ‘Onur Haftası’ nedeniyle binlerce LGBT-İ birey sokaklarda eylem yapıyor. Gazla, copla püskürtülüyorlar geleneksel biçimde. Murat Övüç uzlaşma noktasını bulmuş! Polisin yatak odasına girecek hali yoktur herhalde! ‘Girer’ mi dediniz! Ben o kadarını bilemem artık.
Bu haftalık bu kadar. Bakalım okur sayım artarak binlerce ‘like’ alacak mıyım! Gerçi hedef kitlem zenginler ve zengin severler. Kısa sürede sınıf atlama olasılığını da görme umuduyla!


