Yaşar Öztürk

Yaşar Öztürk

ÖMÜR AZ, BOŞ İŞLER ÇOKTUR


Sevgili Necdet Canaran ile her konuşmamızda kesinlikle bizi bir konu alıp götürür. Bilim, sanat, kültür, gündelik yaşam… Onun hoşgörülü, kucaklayıcı bakış açısı bizi hiç ummadığımız bir yere savurur. Zenginin malı züğürdün çenesini yorar. Bizim çenemizi yoran ise en az 12 bin yıllık zenginliğin ortasında yaşadığımız yoksulluk.

 

Benim, Necdet’in ve birçok arkadaşımın karşılaştığı en büyük sorun “yanlış kâğıtlarla oynamamız.” Kitabevine gelenlerin çoğu şunu diyor: “Bu kadar kitabı ne yapacaksın. Bu kadar kâğıt (Kitap) biriktireceğine kâğıt (para) biriktirseydin.”

Özellikle kitabı değil kırtasiyeyi sevenler “Kitap yerine boş kâğıt (A4- fotokopi kâğıdı biriktirseydin zengin olurdun” deyip durur. Necdet’e de “Bu kadar bu kadar yazı çizi işi uğraşacağına doğru dürüst bir şeyle uğraşsaydın. Biraz geleceğe yatırım yapsaydın…” gibi bir sürü ‘bizi sevdikleri için’ söylenen sözler.

 

İçeri girip kâğıt kokusundan, doluluğundan iğrenerek çıkanlar da var…

Muzaffer İzgü, Mete Akyol gibi soluksuz kalmışçasına gözleriyle birlikte kitapları soluyanlar da…

Necdet’in evrensel bakış açısıyla kaleme aldığı yazılar zihnimize, ruhumuza soluk aldırıyor.

 

İstanbul’dan sahafların piri Necdet İşli’nin sayesinde elimde tuttuğum Ali Nihat Tarlan’ın “Hayali Bey Divanı” var. Bu kitapta Nazım Hikmet’e de ilham olan dizeler yer alıyor:

 

“Cihân-ârâ cihân îçindedir ârâyı bilmezler

O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler

Harâbât ehline dûzah azâbın anma iyi zâhid

Ki bunlar ibn-i vakt oldu gam-ı ferdâyı bilmezler

Şafak-gûn kan içinde dâğını seyretse âşıklar

Güneşte zerre görmezler felekte âyı bilmezler

Hamîde kadlerîne rişte-i eşki takup bunlar

Atarlar tîr-i maksûdû nedendir yâyı bilmezler

Hayâlî fakr şâlına çekenler cism-i uryânı

Anınlâ fahrederler atlas ü dîbâyı bilmezler

 

Günümüz diliyle şöyle şiir:

 

(Yaradan) Cihanı beziyen cihanın içindedir; aramayı bilmezler.

O balıklar ki denizin içindedir denizi bilmezler.

Meyhane erbabına, kendini dine adayana cehennem azabını anma

Ki bunlar, zamana uyanlar oldu yarının tasasını bilmezler.

Şafak rengi kan içinde yaralarını seyretse aşıklar

Güneşte zerre görmezler, gökte ayı bilmezler.

Kamburlaşmış boylarına gözyaşı ipliğini takıp bunlar

Atarlar maksut okunu nedendir yayı bilmezler.

Hayali fakirlik şalını çekenler, üryan bedene

Onunla öğünürler, atlası ve dibayı bilmezler

 

Asıl adının Mehmed olduğu yazılan Hayali Bey’in hangi tarihte doğduğu bilinmese de doğum yerinin Vardar/Yenice olduğu kayıtlara geçmiş. Derbeder bir gençlik hayatından sonra geldiği İstanbul’da özellikle Kanuni Sultan Süleyman’ın destek ve takdirini gören çok genç bir yaşta şiir söylemeye başlayan Hayali Bey, kısa sürede tanındı, sevildi. “Şairlerin Meliki” unvanıyla anılan Hayali Bey Fuzuli’nin ardından ikinci büyük divan şairi sayılıyor. 470 önce 1556 yılında Edirne’de vefat eden Hayali Bey’i en çok etkileyen Şeyh Sadi Şirazi’nin “Bostan, Gülistan” eserleriydi.

 

Zamanında Hayali Bey’i ‘boş işlerle uğraştığı için’ eleştirenlerden geriye ne kaldı? Hayali Bey’den ölmez sözler şu gök kubbede ışıldayan yıldızlar gibi insanlığa miras kaldı.

 

Sevgili Necdet, benim gibi züğürtlerin çenesini Hayali Bey gibi zenginlerin malı yormayı sürdürüyor.



ARŞİV YAZILAR