Kurnazlığın Sınırı, Bilgeliğin Simyası
Zekânın iki farklı yüzü vardır. Kadim felsefelerde ve mitolojide olmak üzere... İlk yüzü mitolojide; antik dünyanın en dinamik, en hareketli ve tekinsiz figürlerinden biri olan haberci Hermes’tir. O, sadece tanrıların mesajlarını taşımakla kalmaz; Olympos’tan ölümlülerin dünyasına, oradan da yer altı dünyasına elini kolunu sallayarak geçebilen, sınırların ve geçişlerin efendisidir. Ayaklarındaki kanatlı sandaletleriyle hızı, ticareti ve kıvrak aklı simgeler. Doğduğu gün beşiğinden kaçıp Apollon’un ineklerini çalacak kadar korkusuz bir pragmatisttir. Ancak bu kıvrak zekâ, ahlaki bir pusulayla ve derinlikle birleşmediğinde; sadece kurnazlığın, fırsatçılığın ve günü kurtaran açıkgözlülüğün sembolüne dönüşür. Aynı zamanda girişimcidir. İnekleri çalınan Apollon kendisine kızmak yerine,çaldırdığı ineklerin bağırsaklarından ve kaplumbağanın sırtından yaptığı ilk müzik aleti lir’i görüp kendisinden satın almıştır…
İkinci yüzü ise kadim felsefededir; zekânın sadece bu sığ kurnazlıktan ibaret olmadığını anlamak için yüzünü İskenderiye’ye, yani Thoth ile Hermes’in birleştiği o kadim bilgeye; Hermes Trismegistus’a (Üç Kere Büyük Hermes) çevirir. Rivayete göre evrenin üç büyük sırrına sahiptir:Simya (maddenin dönüşümü),Astroloji (göksel düzen) ve Teurji ( ilahi bilgelik/büyü).Trismegistus’un dünyasında zeka; çalmak ya da göz boyamak değil, maddeyi ve ruhu daha yüksek bir bilince dönüştüren bir "simya" sanatıdır. O, bilgiyi sadece güce ulaşmak için dönüştürmekle kalmaz, evrenin görünmez yasalarını anlamakta bir araç olarak kullanarak ve de kaostan bir düzen yaratmak adına kadim bilgelik yasalarından faydalanarak sığ olan her şeyi kendi dünyasında bir potada eriterek bilgeliğe ulaşmak için çaba sarf eder.
Taşra Kurnazlığı ve "Zeki" Sanılanlar
Bugün dönüp yaşadığımız şehirlere, iş dünyası ve cemiyet hayatının ilişkilerine baktığımızda; Hermes’in sadece o kurnaz, çıkarcı ve günü kurtaran "açıkgözlülük" yönünü kopyalamış büyük bir kitleyle karşı karşıyayız. Gerçek bir değer üretmek yerine; sistemin açıklarından faydalanmayı, başkasının emeğinin üzerine konmayı ve/veya network kurmayı sadece "çıkar ilişkisi" olarak görmeyi zekanın zirvesi sanan bir taşra kurnazlığı ile karşı karşıyayız. Kendini dahi ilan eden bu sığ zihniyet, ne yazık ki başarıyı sadece cüzdanında, olmasa da kredibilitesinde ya da masadaki gücünün artmasıyla ölçüyor. Kısa vadede kazanan bu "açıkgözler", uzun vadede hem kendilerini hem de içinde bulundukları toplumu çürütüyorlar.
Oysa gerçek başarı ve bilgelik, dışarıdaki maddeleri veya insanları kendi çıkarı için evirip çevirmek değil; Hermes Trismegistus’un o hermetik simyasında olduğu gibi, insanın önce kendi ham ruhunu, kendi cehaletini işleyerek altına, yani bilgeliğe dönüştürmesidir.
Kadim Hermetizmin o meşhur yasasını hatırlayalım: "Yukarıda ne varsa, aşağıda da o vardır.( As above, so below) " Evrenin bu büyük aynası, yüzyıllar sonra yaşadığımız bu kadim topraklarda Mevlana’nın bilgeliğinde karşılığını bulur: "Testinin içinde ne varsa, dışına o sızar." Bir insanın, bir yöneticinin ya da bir kanaat önderinin iç dünyası ne kadar sığ, ne kadar hırslı ve kurnazlıkla doluysa; kurduğu şirket, yönettiği kurum, etrafına yaydığı enerji ve nihayetinde yaşadığı şehir de o kadar sığ ve kurnaz olur. Testinin içinde sahici bir görgü, liyakat ve bilgelik yoksa dışarıya sızan şey sadece günü kurtaran kirli bir kurnazlık ilişkisinden ibaret kalacaktır.
Hakiki Hermes Olabilmek ve İçsel Simya
İçerideki bu çürüme, er ya da geç dışarıdaki kurumlara yansır. Ve de şehirlere..Şehri, ticareti ya da insanı gerçekten büyütmek istiyorsak; dışarıdaki sahte dekorasyonları bırakıp, önce o testinin içindeki özü, yani bilgeliğin ateşini yakmalıyız. Kurnazlık, sadece fırtınalı sularda gemisini yürütenlerin geçici rüzgârıdır; arkasında hiçbir kalıcı iz bırakmaz. Bilgelik ise zamana meydan okuyan, maddeyi manaya dönüştüren hakiki bir simyadır.
Kurnazlığın o göz boyayan ama ilk rüzgârda sönen yapay/sahte parıltısını mı, yoksa kendi hamlığımızı/benliğimizi yakıp etrafımıza kalıcı bir yapı bırakacak o zorlu bilge simyasını mı seçeceğiz?


