Necdet Canaran

HAİN, ÇIYAN, TU KAKA


İşitiyorsunuz… Epeydir iç cephede, herkesin ağzında bir ‘hain’ lafıdır fırıl fırıl dönüyor. Biri diğerine, diğeri ötekine ‘tu kaka’ edip, ‘hain’ yaftası yapıştırıyor!

E, laf bu, döner; civciv değil ki tavuk değil ki yemleyesin…

‘Bili bili geh geh çilli de horoz’ değil ki besleyesin…

Hindi değil ki “Gabarama gabarama kel Fatma; annen güzel, sen çirkin” diyerek kızdırasın… Sansar değil ki tuzak kurasın… Laf bu, döner; fırıl fırıl döner…

İşte şimdi ‘masaya yatırmadan’ üzerine eğileceğimiz mevzu bu: Hain!

Usta bir şair ve düşünür Attila İlhan şöyle demiş örneğin:

- Türkiye’nin bir hain kontenjanı var. Bu, nüfusun yüzde 10’udur. Türk aydını dediğimiz kişi, Batı’nın manevi ajanıdır.

*

İnsan kurcaladıkça, kara kaplıyı açtıkça neler öğreniyor, neler!

Siyaset ve diplomasinin deneyimli adı Kamran İnan mesela şu tespitte bulunmuş vaktizamanında:

- Dünyada kendi içinde en çok hain yetiştiren ülke Türkiye’dir. Türkiye aleyhinde çalışan 407 dernek ve 205 bin hain var.

*

Ezber bilmek, bilmek değildir; belleğimize emanet edilen her şeyi saklamaktır.

Bursa’da oynanan ve kazanılan İrlanda maçı sonrası A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Mustafa Denizli ise demiş ki o vakit:

- İçimizdeki İrlandalılar!

*

Yaşadıkça neler neler işitiyor âdem evladı!

Halk Ozanı Arif Delen var mesela. Malum mevzu hakkında “Sevdiğimi aldın” demiş ve kimsenin pek üzerinde durmadığı bir gerçeğin altını çizmiş:

- Zalim gurbet, hain gurbet!

*

Hepsi bu kadar mı? Ne münasebet!

Gelelim bizim mahalleye…

‘Düşler Şairi’, yazar, gazeteci Refik Durbaş ad vererek, isim isim açıklamış “Kuş Tufanı”nda:

“Su erken uyanır.

Önce sigara karşılar beni

Sonra ev kirası

Dertli zeytin

Küflü ekmek

Kör yalnızlık.

Ve bir kelebek ırmağı

der ki, şarap delidir.

Tütün kıskanç

Esrar haindir

Rakı yurtsever

Eroin kurnaz.

Votka çalışkandır

İspirto kuvvetli

Nargile çarpıcı

Bira hırsızdır.

Umut, bulunmaz hanemizde”

 

*

Bitirirken…

Netice ne midir?

‘Masaya yatırmadan’ baktığımızda, gördüğümüz şu: ‘Hain’ bu, bizi iç cephede nerede beklediği belli değil. Öyleyse biz de onu iç cephede her yerde bekleyelim!

Peki ya hudut boyu?

Dört yanı ‘puşt zulası’, ‘dost yüzlü, dost gülücüklü’ dış cephe?

Nietzsche şöyle demiş:

- Komşunla barış. Komşunun şeytanıyla da barış! Budur iyi uykunun şartı.

 

 



ARŞİV YAZILAR