Serkan  Uzunadam

Küçük Şehirlerin Büyük İllüzyonu: Ünvan Avcıları


Küçük şehirlerde hayat, sadece coğrafi bir daralma değil, aynı zamanda herkesin birbirini bir "ünvan" üzerinden tanımladığı büyük bir sahne oyunudur. Bu sahnede başrolü kapmak için verilen mücadele; bazen yapılan işin, üretilen değerin, hatta karakterin bile önüne geçer. Geçtiğimiz yazımızda bahsettiğimiz o "Persona", bu kez karşımıza elinde kabartmalı harflerle basılmış, ağır kartvizitlerle çıkıyor.

 

Kartvizit Enflasyonu: Sıfat Çok, Hakikat Yok

 

Ekonomide paranın bollaşıp değerinin düşmesine enflasyon diyoruz. Bugün küçük şehirlerin iş dünyasında ve sivil toplum kuruluşlarında tam bir "kartvizit enflasyonu" yaşanıyor. Bir ismin önüne ne kadar çok sıfat eklenirse, o ismin o kadar ağırlaştığı sanılıyor.

Cebinde üç ayrı derneğin yönetim kurulu üyeliği, iki ayrı odanın temsilciliği ve bir düzine cemiyetin rozetini taşıyanların yarattığı bu illüzyon, aslında derin bir kimlik boşluğunun yansımasıdır. Kartvizit ne kadar kalın, üzerindeki ünvanlar ne kadar kalabalıksa; o parıltılı kağıdın arkasındaki gerçek üretim, vizyon ve sahicilik o oranda zayıflıyor. İnsanlar, yaptıkları işlerle konuşulmak yerine, kâğıttan kalelerin arkasına saklanmayı tercih ediyor.

 

"Mış Gibi" Yapmanın Mikro-İktidarı

 

Küçük şehir aristokrasisi, gücünü liyakatten değil, "aidiyetten" alır. Önemli olan ne bildiğiniz değil, hangi masada oturduğunuz, hangi protokolde yer bulduğunuzdur. Kendi işletmesinde personeline vizyon katamayanların, kurumsallaşmayı başaramayanların; cemiyet toplantılarında veya temsil noktalarında "şehri kurtarma" senaryoları yazması, modern zamanların en hüzünlü komedisidir.

Bu bir çeşit "mış gibi" yapma sanatıdır: Başarılıymış gibi, çok meşgulmüş gibi, şehrin kaderine yön veriyormuş gibi... Oysa ışıklar sönüp o meşhur akşam yemekleri bittiğinde, eldeki tek şey, bir sonraki seçim dönemine kadar rafa kaldırılacak olan o plastik itibar kalıntısıdır.

 

Seçim Dönemleri: Hasat Mevsimi

 

Seçim sath-ı mailine girildiğinde bu tiyatro zirve yapar. Bir ünvanı koleksiyonuna eklemek isteyen "ünvan avcıları" için hasat mevsimi başlamıştır. Düne kadar temsil ettiği sektörün sorunlarından bihaber olanlar, bir anda en büyük "toplum sevdalısı" kesilir. Burada asıl mesele, temsil edilen kitlenin dertlerine derman olmak değil; o "meclis üyeliği" veya "başkanlık" sıfatının sağlayacağı sahte mikro-iktidarı ele geçirmektir.

 

Sahicilik Krizi ve İlhan Berk’in "Logos"u

 

Küçük şehirlerin bu büyük illüzyonu, şehri ileri taşıyacak gerçek beyinleri ve sahici girişimcileri küstürürken; sadece ünvan avcılığı ile var olan bir kitleyi sahnede tutuyor. İlhan Berk, köşe yazılarımıza da ismini veren o eşsiz eseri "Logos"ta, kelimelerin ve varlığın özüne iner. Berk’in felsefesinde sahicilik bir seçim değil, bir zorunluluktur. Çünkü ona göre; "İnsan ancak kendi olduğu zaman dünyayı görür; başkası olduğu zaman sadece bir manzaradır."

 

Bugün ünvanların arkasına saklananlar, ne yazık ki sadece birer "manzara" olarak kalıyorlar. Şehrin dokusuna dokunmak, bir değer üretmek ve hakikate ulaşmak için o manzaranın dışına çıkıp, taklit edilmemiş bir "ben"e dönmek gerekiyor.

 

Son söz: Üzerinizdeki o emanet sıfatları ve kabartmalı kartvizitleri bir kenara bıraktığınızda; geriye aynada bakabileceğiniz, ünvansız ama "kendi" olan birileri kalıyor mu?



ARŞİV YAZILAR