Günümüz siyasetinde ve yaşamında güven krizi
İnsan hayatını ayakta tutan en temel duygulardan biri güvendir.
Bir çocuğun ailesine, bir yurttaşın devletine, bir seçmenin siyasete, bir insanın diğer insana duyduğu güven…
Toplum dediğimiz yapı aslında görünmez bir güven sözleşmesi üzerine kuruludur.
Bugün ise hem dünyada hem Türkiye’de en büyük krizlerden biri ekonomi değil, siyaset değil, teknoloji değil; güven krizidir.
Çünkü insanlar artık yalnızca geçim sıkıntısı yaşamıyor. Aynı zamanda birbirine, kurumlara, hukuka ve geleceğe olan inancını da kaybediyor.
Bir dönem siyaset topluma umut üretirdi. Bugün ise çoğu zaman korku, kutuplaşma ve öfke üretiyor. İnsanlar artık siyasi tartışmaları çözüm üretmek için değil, karşı tarafı yok etmek için yapıyor. Fikir ayrılıkları demokratik zenginlik olmaktan çıkıp kimlik savaşına dönüşüyor.
Oysa demokrasi, birlikte yaşama iradesidir.
Birbirine benzeyen insanların değil, farklı düşünen insanların aynı ülkeye ait hissedebilmesidir.
Bugün toplumun önemli bir kısmı “adalet herkese eşit uygulanıyor mu?”, “seçimler gerçekten sorunları çözüyor mu?”, “liyakat mi belirleyici, yoksa yakınlık mı?” sorularını soruyor. Bu soruların çoğalması bile başlı başına ciddi bir toplumsal alarmdır.
Çünkü güven kaybı sessiz ilerler ama etkisi çok ağır olur.
İnsanlar devlete güvenmezse hukuka sığınmaz, bağlantı arar.
Ekonomiye güvenmezse yatırım yapmaz, birikimini saklar.
Topluma güvenmezse yalnızlaşır.
Siyasete güvenmezse sandıktan uzaklaşır ya da öfkeye teslim olur.
Bugün sosyal medyada bile bunun izlerini görüyoruz. Herkes konuşuyor ama kimse birbirini dinlemiyor. Bilgi çağında yaşıyoruz ama hakikate ulaşmak her geçen gün zorlaşıyor. Çünkü artık gerçekler bile siyasi kamplara göre değerlendiriliyor.
En tehlikelisi de şu:
Toplum zamanla adaletsizliğe değil, adaletsizliğin normalleşmesine alışıyor.
Bir ülkede insanlar torpilin doğal, hukuksuzluğun sıradan, yalanın olağan hale geldiğine inanırsa; orada yalnızca kurumlar değil, toplumsal vicdan da aşınır.
Oysa güven olmadan hiçbir sistem ayakta kalamaz.
Ekonomi güven ister.
Demokrasi güven ister.
Adalet güven ister.
Aile güven ister.
İnsan ilişkileri bile güven olmadan sürdürülemez.
Bu nedenle bugün siyaset kurumunun en büyük sorumluluğu yeni düşmanlar üretmek değil, yeniden toplumsal güven inşa etmektir. İnsanların birbirinden korkmadığı, farklı düşündüğü için hedef haline gelmediği, hukukun kişilere göre değişmediği bir düzen kurmaktır.
Çünkü güçlü devlet, insanlarını susturan değil; insanların korkmadan konuşabildiği devlettir.
Ve unutulmamalıdır ki;
Bir toplumun gerçek çöküşü ekonomik krizle değil, insanların birbirine olan güvenini kaybetmesiyle başlar.


