MUTLULUĞUN RESMİ
Anlaşılan o ki, ne denli zorlasak da sevdiğimizle olmuyor, bizi sevenle oluyor.
Burası böyle bir yer. Yanlış insanları sevmek zorunda kalırız. Yanlış şeylerdir sahip olduklarımız. Dilediğimizde değil, yanlış işlerde çalışmak zorunda kalırız.
Çocukken mutluyduk, çünkü aile büyüklerimizin kafalarının içinde çarpışan, kaynaşıp duran düşüncelerin neler olduğunu bilmiyorduk.
Her çocuk kendini iyi hissetmeli. Bütün çocuklar kendilerini iyi hissedecekleri günü bekliyorlar. Çünkü her çocuğun, yetişkinlerin dar kalıplarına sığmayan düşleri var. Çünkü tüm renklerin sesleri özgürce yükselmeli.
Yanılgılarımızla, durağan ve renksiz yaşamlarımızla, bir düşe dönüşmesini istediğimiz gerçeklerimiz, gerçekleşmesini beklediğimiz düşlerimiz var. Karanlığa coşkulu bir sevgi ışıltısı bırakırlar mı diye bekliyoruz.
Bir günün güzel geçip geçmediğini anlayabilmek için akşamın gelmesini beklemek gerekiyor.
Hızla akan zaman içinde, yapmak istediklerimizle zorunda olduklarımız çarpışıyor ve akşam yaklaşırken, biten günün sonunda kendimiz için hiç de fazla bir zaman dilimi kullanamamış olduğumuz görüyoruz.
Nihat Ziyalan’ın anlatımlarına baktığımızda, onun amaçlarından birinin de, okuyucunun kendi içinde uyuyan şiirin farkına varmasını sağlamak olduğu anlaşılır.
Hep mutluluğu, barışı aramakta olan şiir, acaba bulabilecek mi onu?
Her şeye karşın, yıldızlar hep ışıl ışıl olmalı.
Narsist, insanların iyi niyetini kurnazca istismar edebildiğinden, böylece kendisini gizleyerek masumiyet karinesini ustalıkla koruyabiliyor. Jonathan Swift’in mezar taşının üzerindeki yazı şöyledir: "Burada, vahşi haksızlıklar karşısında kalbi paramparça olan biri yatıyor."
Herkesin elde edemediği bir yaşam biçimi mutlaka var. Okuyan okuduğunda kendini bulmayı, yazan da insanlar tarafından anlaşılmayı bekliyor. Hiç kitap, gazete, dergi okumadıkları halde ‘bilge’ olarak ortalıkta gezinen ne çok kişi var.
Yalnız olmakla özgür olmak aynı şey değil. Bu dünyada yüreğimizi kanatacak o kadar çok şey var ki. Her şeyinizi verip hiçbir şey alamadığınız zamanlar olur. İnsanlar konusunda bazı beklentilere girmişken yaşarız çoğu kez düş kırıklıklarımızı.
Neyi seveceğimize biz karar veririz. Başkalarının bizim için belirlediği standartlara uymak zorunda değiliz.
İnsanlar birbirlerini anlayıp, aralarında yardımlaşıp, zor zamanlarda yardımına koşup birbirlerini mutlu etmek dururken, birbirleriyle uğraşıp didişiyorlar. Birbirlerine dünyayı dar, hayatı zindan ediyorlar.
Ve sen de her şeye karşın, sana en çok yakışanı yap: Gül güzel ülkem.

