Av. Bilgin Yeşilboğaz

Av. Bilgin Yeşilboğaz

Kayıp Bir Hayat, Eksik Bir Adalet


2020 yılının başında Gülistan Doku ortadan kaybolduğunda, geride sadece bir ailenin acısı değil, aynı zamanda Türkiye’nin yıllardır çözmekte zorlandığı derin bir sorun bir kez daha görünür hale geldi: faili meçhul dosyalar ve bulunamayan failler.

Bu mesele, tek bir olayın sınırlarını çoktan aşmış durumda. Çünkü burada asıl soru şudur: Türkiye’de neden bazı dosyalar aydınlatılamıyor?

Hukuk Var, Ama Etkin İşliyor mu?

Türkiye’de ceza yargılamasının temel çerçevesini çizen Ceza Muhakemesi Kanunu, teoride güçlü bir sistem sunar. Delil toplama, şüpheliyi değil gerçeği merkeze alan bir yaklaşımı esas alır. Ancak mesele kağıt üzerindeki düzenlemeler değil, uygulamanın kendisidir.

Faili meçhul dosyaların büyük kısmında ilk hata, soruşturmanın en kritik anında yapılır: ilk saatlerde.

Kaybolan deliller, geç incelenen kamera kayıtları, zamanında dinlenmeyen tanıklar… Bunların her biri, adaletin biraz daha uzaklaşmasına neden olur. Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı çok açık: Devlet yalnızca soruşturma açmakla değil, etkin bir soruşturma yürütmekle yükümlüdür.

Peki gerçekten etkin mi?

Şüphe Gölgesi: Siyasal ve Toplumsal Boyut

Gülistan Doku dosyasının kamuoyunda bu kadar derin iz bırakmasının bir nedeni de soruşturmanın etrafında oluşan güvensizliktir.

Faili meçhul vakalarda sıkça karşılaşılan bir durum var: Güç ilişkileri.

Eğer bir dosyada şüphelilerin kamu gücüyle ilişkili olabileceğine dair bir algı oluşursa, soruşturmanın tarafsızlığı daha en baştan tartışmalı hale gelir. Bu algı doğru da olabilir, yanlış da. Ama önemli olan şudur: adalet sadece yapılmakla kalmamalı, yapıldığına da toplum ikna olmalıdır.

Şeffaflık eksikliği bu noktada en büyük kırılma yaratır. Aileler bilgi alamadıkça, toplum cevap bulamadıkça, yerini söylentiler doldurur. Ve her söylenti, adalet duygusunu biraz daha aşındırır.

Bilimin Sınırları: Adli Tıp ve Teknik Eksiklikler

Bu tür dosyalarda en kritik rolü oynayan kurumlardan biri Adli Tıp Kurumu’dur. Ancak mesele sadece kurumun varlığı değil, ne kadar hızlı ve bağımsız çalışabildiğidir.

Özellikle Gülistan Doku olayında olduğu gibi su, akarsu, baraj gibi alanların söz konusu olduğu vakalarda:

  • Delil bulmak zorlaşır
  • Cesede ulaşılamaması ihtimali artar
  • Bu da suçun ispatını ciddi biçimde güçleştirir

Ama teknik zorluklar her şeyi açıklamaz. Çünkü birçok dosyada sorun teknoloji eksikliği değil, zamanında ve doğru kullanılmayan teknolojidir.

Asıl Sorun: Sistemik Bir Körlük

Gülistan Doku dosyası bize tek bir gerçeği hatırlatıyor:

Türkiye’de faili meçhul meselesi, münferit hatalardan değil, sistemik zaaflardan besleniyor.

  • İlk saatlerde yapılan hatalar geri dönülemez sonuçlar doğuruyor
  • Kurumlar arası koordinasyon eksikliği süreci dağıtıyor
  • Şeffaflık eksikliği güveni yok ediyor
  • Siyasal gölgeler adaletin görünürlüğünü zedeliyor

Ve sonuçta geriye hep aynı cümle kalıyor: “Dosya aydınlatılamadı.”

Peki Ne Yapmalı?

Bu sorunun çözümü zor ama imkânsız değil.Bağımsız soruşturma mekanizmaları kurulmadan,
adli süreçler şeffaflaştırılmadan,ve özellikle kritik ilk saatlere dair standart protokoller oluşturulmadan bu tablo değişmeyecek.

Belki de en önemlisi şu:
Adalet, sadece mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında da tesis edilmek zorunda.

Gülistan Doku hâlâ bulunamadı.Ama asıl kayıp sadece bir genç kadının izi değil.

Kaybolan, her geçen gün biraz daha eksilen bir şey var:
Toplumun adalete olan inancı.



ARŞİV YAZILAR