BALON YAŞAMLAR
İnsanlar yürüyecekleri yaşam yollarını kendileri çizerler yaptıkları tercihlerle. Ancak hangi koşullar altında yaşayacaklarını kendileri belirleyemiyorlar.
Hindistan’da Mahatma Gandhi kendi ulusu için aç kaldı. Almanya’da Alman ulusu Hitler için aç kaldı. Biz tokuz elhamdülillah. Tomtok, tamtok, çoktok, boltok…
Propagandaların kültürel düzeyi, insanımızın zeka ortalamasına göre ayarlanır kuşkusuz.
Bu dünya bizim evimiz olmaya evimiz. Evet öyle. Peki biz kendi öz evimizde niye umutsuz, gurbet koşullarında yaşıyoruz? Korkarım ki hiçbir zaman tam anlamıyla rayına oturtamadığımız bir yaşamın sonunda, pek de bilgi sahibi olmadığımız ıssız bir istasyonda bagajımızı elimize tutuşturup bizi ite kaka trenden aşağıya indirecekler.
Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek, ama hak etmediğini de ondan geri almak gerekir, değil mi?
İnsanlardan biraz olgunlaşmalarını beklersiniz, ama onlar seyire bakmayı sürdürürler. Çünkü bunu yapmayı çok severler.
***
Necdet Neydim’e göre; “Çocuk, yetişkinler dünyasının kafasına göre biçimlendireceği bir nesne değildir”.
Peki bugün kaçımız dünyadaki hak ettiğimize inandığımız gerçek yerimizi bulabildik? Yaşadığımız hayatın, çalışmadığımız bir dersten sınava girmekten hiçbir farkı yok.
Okuduğumuz Lisenin sayısız kitapları bulunan çok büyük bir kütüphanesi vardı. Ama kütüphane memuru istediğimiz kitapları asla vermezdi. “Öğretmenimiz ödev verdi” ya da “öğretmenimiz söyledi” gibi yalanlar söylememiz gerekiyordu kitap alabilmek için. Durum böyleydi.
***
Cehennemde cezasını çekmekte olanlardan bir grup, çenelerine kadar gelen bir pis su havuzunun içinde beklemektedirler. Ağızlarına, burunlarına bu pis suyun dolmaması için çenelerinin olabildiğince yukarıda tutmaya çalışmaktadırlar. Ellerinde çatal mızraklar bulunan iki görevli yeni bir konuk getirirler. Yeni gelen konuk, renkli havuzun eski sakinlerine şöyle seslenir:
“Arkadaşlar, havuza atlamadan önce benden bir isteğiniz varsa söyleyin, yerine getireyim” der.
Havuzdakiler şöyle derler:
“Senden hiçbir istediğimiz yok. Sadece havuza girerken suları dalgalandırma yeter!”
***
Sanki gerçek değilmiş gibi gelir bize yaşadığımız yıkımlar. Ama bize sunacakları kaygılardan kaçınabilmek öyle zor ki.
Ne yazık ki, insanların hep gizlemeye çalıştıkları karanlık bir tarafları ve yüzleri var.
Kimi güçlü insanlar, fazla gürültü patırtı çıkarmadan da haklı olduklarını kanıtlayabilirler. Ya biz?
Eugene Ionesco; “Hepimiz kukla olduğunu kabul etmeyen kuklalarız” der. Öyle ya. Hangi kukla, kukla olduğunu kabul eder ki?

