Bülent Ufuk Ateş

Bir kez daha ‘YANKE GO HOME’


Temmuz’da Ankara’da toplanacak NATO zirvesi şimdiden gündemimize almamız gereken sorunları bağrında taşıyor. Ortadoğu merkezli savaş tüm dünyayı etkilerken yanı başımızdaki ateş çemberi İran, Filistin, Lübnan halklarını bombalarla doğrudan hedefe koyuyor. Bizlere düşen; hayat pahalılığı olarak görünse de daha büyük tehlikelere gebe olduğunu unutmamak gerek.

Kısa adı NATO olan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün 4 Nisan 1949’da kurulmasının yıldönümünde Türkiye’nin birçok kentinde protesto gösterileri düzenlendi. Adana’da bulunan İncirlik Üssü önünde gerçekleşen eyleme Mersinli barışseverler de katıldı. Slogan ve konuşmalarda NATO’nun bir savaş örgütü olmasının yanı sıra emekçiye düşman yüzü vurgulandı.

Çocuk, sivil ayırt etmeksizin insanlığı hedef alan konvansiyonel savaş bölgeyi yangın yerine çevirirken nükleer silahın kullanılma olasılığı evrenimizi bekleyen yok oluşun habercisi gibi duruyor. Kabul edelim ki; ABD başta olmak üzere Rusya, Macaristan, İtalya, Arjantin ve de Türkiye dahil otokratik yönetimlere sahip ülkeler giderek güç kazanmakta, yaygınlaşmakta. Onların güçlü (!) liderlerinin ortak özellikleri ise; demokrasiye, insan haklarına, eşitliğe, toplumsal ve dünya barışına, çevreye, doğaya, düşmanlık etmeleridir.

NATO sorunsalına tekrar dönelim; 74 yıldır üyesi olduğumuz bu savaş aygıtı üye ülkelerin GSMH’sının yüzde 5’ini ‘savaş bütçesi’ olarak ayırmasını istedi. Bunun anlamı, bu örgütün aynı zamanda ekonomik ve politik saldırı amaçlı olduğu gerçeğidir. Temmuz ayındaki zirvede tüm halklara daha fazla yoksulluk önerilirken, eğitim, sağlık gibi insanlığı doğrudan etkileyen harcamalarının kısılması istenecektir.

Açıktan zikredilmese de İncirlik’te ‘NATO Kolordusu’ oluşturulması, Montrö’nün delinmesi anlamına gelecek. İstanbul’da Boğaz’a hakim bir yerde ‘Uluslararası Üs’ kurulması ülkemizi ateşe atmaktır.

Ülkenin gündemine bunlar girerken eş zamanlı biçimde İsrail sermayesi olduğu bilinen ‘Black Rock’ adlı finans fonu temsilcilerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi dikkat çekici. 14 trilyon dolarlık devasa varlığı kontrol edenler, dara düşen ülkelere nakit akışı sağlarken politik ödünler almayı şart koşmasıyla biliniyor. Bunun anlamı, ‘İsrail ile daha fazla işbirliği, Siyonist politikalara sessiz kalmak’ demektir. Öte yandan, ülke içinde emekçi haklarının iyice budanması, yağma düzeniyle halkın daha da yoksullaşması dayatılır.

Görünen o ki; Trump’ın takdirine mazhar olmak, İsrail sermayesinin Türkiye’ye girmesine olur vermekten geçiyor. Böylece emek sömürüsü yoğunlaşacak, mülksüzleşme tırmanacak, ulusal değerlerimiz peşkeş çekilecek, doğayı ve geleceğimizi yok edecek talan politikalarının kapısı ardına dek açılacak! Akbelen, Kaz Dağları, İkizdere gibi yaşam alanları zaten gözden çıkartılmıştı. Sırada Tarsus’ta verimli topraklar üzerine kurulmak istenen çimento fabrikası vardır. 14 köyü doğrudan etkileyecek bu girişim için start verilmiştir. Sırada Mersin’de ve güzelim ülkemizde benzer nicelerinin olacağını bilmek için kâhin olmaya gerek yok.

Başta bölgemiz olmak üzere tüm dünyayı bekleyen tehlikeyi görür bir perspektiften bakmak gerekirse; ‘İran’da ABD-İsrail yenilmelidir’ düşüncesini amasız, fakatsız savunmalıyız. ‘İyi ama Molla Rejimi!’ diyenler var. Molla Rejimi’ni yenecek olan da, gerici Arap rejimlerinin meşruiyetini yitirmesini de o ülkelerin halklarıdır. Yani kaderlerini kendileri belirleyecektir.

İki aya yaklaşan savaş, ABD-İsrail’in beklentilerinin aksine seyrediyor. Emperyalist blok içinde çekişmelerin, ayrışmaların varlığı haber ajanslarının bültenlerine yansıyor.

Bu çatlat derinleştikçe savaş politikaları da gerileyecektir. Kazanan İran, Filistin, Lübnan başta olmak üzere tüm mazlum halklar olacaktır.

ABD-İsrail’in kazanması durumunda ise yayılmacı, işgalci yeni hedeflere doğru koşulacağı aşikârdır. Başta Küba olmak üzere…

Bitirirken NATO zirvesi konusunu gündemden düşürmemek gerektiğini vurgulamak isterim. Bu yurtseverlerin önünde duran görevdir. AKP iktidarının yanı sıra geçmiş iktidarlarda andığımız savaş ve saldırı örgütünü ‘güvenlik’ gerekçeleriyle meşrulaştırdığını biliyoruz. Ancak belleğimiz, Kore’de yitirilen 900 askerimizi, Sovyetler Birliği (Rusya) ile savaşın eşiğine gelmemiz gibi örneklerle birlikte bugünlerde topraklarımıza düşen füzeleri zihnimize kazıyor.

Verili durumda NATO karşıtları çoğunluk olmayabilir! Ancak, halkımız toplumsal ve dünya barışından yanadır. Yani barış isteyen çoğunluktur. Sadece örgütlü değildir. Bu yanılsamayı düzeltmek için tarihimize bakmak, Deniz’lerin , Mahir’lerin Amerikan 6. Filo askerlerini denize döktüğünü miras diye bellemek gerekir.

‘NATO katildir’ diyebilenler haklı olmanın gücüyle sesini daha gür çıkarmalı, dünya halklarıyla birlikte ‘Faşist Enternasyonel’e karşı uluslararası dayanışmayı örmelidir. Bu önemli görev yurtsever, barışçı, emek hakları savunucusu, doğa dostu her bireyin ve örgütün acil görevidir.



ARŞİV YAZILAR