Naci Sapan

Yönetenlerin ahlak meselesi


Geçen hafta ‘siyasi etik’ meselesini yazmıştım. Buna paralel olarak kamu adına yönetenlerin ahlak meselesini irdelemek gerekiyor.

Yönetici ahlakı: Hangi alanda olursa olsun, kamu ya da özel, hiç fark etmez; yönetenlerin ahlaki sorumluluklarının olduğu gerçeği de elbette ki siyasi etik meselesinin ciddi bir parçasıdır.

Devlet erkinin kamu adına yürütücüsü olan, olmaya aday olan siyaset kurumları, bürokratlar, kamu kurumlarının yöneticileri hem maddi hem de manevi anlamda ahlaklı olmak zorundadırlar, toplumsal sorumluluk bunu gerektiriyor. Sorumluluk üstlendikleri kamuya hesap vermeli, saygılı olmalıdırlar.

Bu kriterler çiğnendiğinde elbette ki ahlaksızlık, riyakarlık dönemi başlar, ardından da şimdi olduğu gibi toplumsal ahlak çöküntüsünün varlığını tartışmak, konuşmak zorunluluğunu dayatır.

Siyasi etik, yönetenlerin ahlaklı olması meselesi bu anlamda sadece siyaset kurumları, parlamento grubu, belediyeleri ve başkanlarını kapsayan bir alanla sınırlı değil, yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya döngü halindeki devlet mekanizmasının sorunudur. Kamu yararına derenlikli bir durumdur. Ciddi bir formata ihtiyaç var.

Galiba bütün alanlar ciddi anlamda zedelendi, sosyal demokrat kale bu ‘ayrık otlar’ sebebiyle karşıtına dönüşüyor imajı toplumsal tartışma konusu oldu. ‘Onlar gibi olacaksan neden iktidar yapayım’ gibi çok ciddi bir sorgulama var toplumda.

İşe aldığı gencecik çocukları sevgili yapmak, bunun yanı sıra para karşılığı istihdama ‘katkı’ sunmak adına ahlaki olmayan girişimler, kamu vicdanını ciddi anlamda zedeliyor. Karşıtına dönüşme çabaları içinde olan yöneticilerin bu tercihi iktidar adayı siyaset kurumuna karşı sorumsuzluktur, affedilir bir durum değil.

Devlet mekanizmasında formatlanma döneminin başlatılması, iktidar adayı CHP için de geçerli bir durumdur. ‘Parasız siyaset yapılmaz’ anlayışının kırılması, vazgeçilmesi en ehven durumdur. Kamusal alanda yöneticilik kişisel tercihlerle değil, toplumsal tercihlerle gerçekleştiğinde, devreye liyakat girer, ahlaksızlığı da tartışma dışı bırakır.

Toplumsal değişim, dönüşüm kendini dayatıyor, ya kurumlar kendine format atacak ya da yurttaş topluluğu o formatı uygulayacak.



ARŞİV YAZILAR