İÇİMİZDEKİ PUNCH
Takvimler mayısı henüz göstermiyor ancak analığın en çok sorguladığı zaman dilimini yaşıyoruz. Bizden binlerce kilometre uzakta dünyaya gelen minicik maymun yavrusu sevgiyi, korunma ihtiyacını, sığınma içgüdüsünü sorgulamamızı sağladı.

Punch herkesin kalbine bir şekilde dokundu.
Tıpkı sürüler halinde yaşayan penguenlerden birinin başını alıp bilinmezliğe, yalnızlığa, ıssızlığa yürümesi gibi. Nihilist penguen adıyla hatırlayacağımız bu sevimli hayvan da ‘nefes almak yaşamak mıdır?’ sorusunu gündeme getirdi. Onurlu yürüyüşü ölümle sonuçlansa da hayat denilen şeyin sürünün içinde kaybolup gitmek olmaması gerektiğini vurguladı.

Son günlerde nedense insan hikâyelerinden ziyade hayvan davranışları daha çok kalbimize dokunmaya başladı.
Sanırım insan türünde sevgi, adalet, merhamet, şevkat gibi duygular azaldıkça ihtiyacımız olan bu duyguları hayvanlarda görüyoruz.
İyi ki varlar.
Yitirdiğimiz, unuttuğumuz yönlerimizi yüzümüze çarpıyorlar.
2026’ya damga vuran bu görüntüler, bizim bilge ataların yine tam isabet sözlerini anımsattı.
‘Analı oğlak yarda oynar, anasız oğlak yerde oynar.’
Veya ‘Analı kuzu, kınalı kuzu.’
‘Anası olmayanın babası olmazmış.’ sözü de var tabi.
Mevlana ise “Anne sevgi denizidir. Doğurmakla bitmez.’ demiş.
*
Japonya’nın daha önce kimselerin bilmediği Ishikawa kentinde hayvanat bahçesinde dünyaya gelen makak yavrusu Punch, annesi tarafından reddedildi. Zorbalandı. İtildi. Bakıcıları ona oyuncak verdi. Bu peluşa sığındı. Nereye gitse peşinde sürükledi. Viral olduğundan habersiz mücadelesini sürdürmeye devam etti.
Punch bir şekilde herkesin yüreğine dokunmayı başardı.
Belki de çocukluğunda sevilmemiş, sarmalanmamış, korunmanış insanların yarasını kanattı.
Beynin sevgisizliği tolere edemediğini, yerine bağ nesnesi koyduğunu anımsattı.
Birçoğumuzun neden yanlış kişilere sarıldığını, sığındığını anlattı.
Meselenin şahsiyetlerden ziyade ihtiyaçlarda yattığını öğretti.
Yeterince sevilmeyenlerin seviyormuş gibi hissettirenlere tutunma acziyetini gösterdi.
Ve herkes kendine şunu sordu:
“ Benim peluşum neydi?”
*
Ünlü bir psikiyatrdan dinlemiştim. Aile güveniyle büyüyemeyen bir hastası, geceleri ekmeğin içini yedikten sonra uyuyabiliyormuş. Çocukken geceleri annesinin sarıldığı yavrular rahat ve huzurlu uyurken bu duygudan mahrum büyüyenler farkında olmadan yerine başka şey koyarlarmış. Bu vakadan hareketle şöyle demişti:
“Ekmeğin içi annedir!”
Böylesi olaylar karşısında geliştirdiğimiz hassasiyet aslında kendi çocukluğumuzdaki eksiklerin belirmesindendir. Çünkü ne kadar büyüsek de içimizde bir yerlerde anlaşılmayı, kabul görmeyi, güvenli sığınağı arayan bir çocuk var.
Demek ki yeryüzünde kolektif olarak ‘anne duygusu’ derin yaşanıyor.
İnsan insana ayna tutamıyor. Hayvanlar mesaj veriyor.
Yaralı yanlarımızı ancak yarası aynı yerden olanlar anlayabiliyor.
Ve içimizdeki yaralı küçüğü ancak insanın kendisi iyileştirebiliyor.
*
O zaman günün şarkısı rock queen Şebnem Ferah’tan gelsin. Yazının üstüne iyi gider:
“Kimbilir neler neler geçti başından
Kimse böyle yalnız olamaz.
Anlat birer birer tut ellerimden
Kimse böyle küskün olamaz.
Her bahar öncesinde kardelene dönüşmeyi
Kopmayı, koparılmayı anlat
Karanlıkla dans etmeyi, sonra ölmeye yatmayı
Kahpe dünyayı anlat.
Anlat!”
