Prof. Dr. Erkan Aktaş 

Prof. Dr. Erkan Aktaş 

“Yağmurdan Korkan Şehir”


Her meteoroloji uyarısında tedirgin olur hale geldik.

Sarı kod açıklandığında şehirde bir sessizlik başlıyor.

Yağmur artık bereket değil; endişe çağrıştırıyor.

Bu korku irrasyonel değil.

Bu korku, kent hafızasının birikimidir.

2001…

2016…

2026..

Geçtiğimiz haftalarda yaşanan taşkın ve yeniden yapılan sel uyarıları…

Mersin, özellikle kış aylarında yoğun yağışlara açık bir kenttir. 2016 Aralık ayında yaşanan büyük sel felaketi ciddi can ve mal kaybına yol açmıştı. Bu olaylar münferit değil; süreklilik gösteren bir riskin işaretleridir.

Bu nedenle mesele yalnızca yağmur değildir.

Mesele, yağmurun düştüğü zeminin nasıl planlandığıdır.

2017 yılında hem Mezitli Kent Konseyi olarak hem de Büyükşehir Kent Konseyi ile birlikte sel, su baskını ve taşkın risklerine ilişkin kapsamlı 2 tane çalıştay düzenledik. Alanında uzman akademisyenler, mühendisler ve ilgili kurum temsilcileri katıldı. Mersin’in dere yatakları, kurudere havzaları, taşkın alanları ve altyapı yetersizlikleri bilimsel verilerle ortaya konuldu.

Riskler açıkça ifade edildi.

Çözüm önerileri yazılı hale getirildi.

Uyarılar kamuoyuyla paylaşıldı.

Ancak o dönemin belediye başkanları bu toplantılara katılmadı. Bugün kenti yöneten isimlerin de o süreçlerde yer almamış olması, yerel yönetim ile bilimsel bilgi üretimi arasındaki mesafenin yapısal bir sorun olduğunu göstermektedir.

Küresel iklim değişikliği çağındayız. Meteorolojik afetlerin sıklığı ve şiddeti artmaktadır. Mersin gibi sel ve taşkın riski yüksek bir kentte bu risklerin büyümesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla belediye başkanlarının ve ilgili teknik birimlerin bu konudaki bilimsel çalışmalara aktif katılım göstermesi bir tercih değil, kamusal sorumluluktur.

Mersin’de kırkı aşkın dere ve kurudere bulunmaktadır. Bu doğal su yollarının önemli bir kısmı imara açılmış, daraltılmış ya da işlevsizleştirilmiştir. Rant baskısı kurudereleri ortadan kaldırmakta; mevcut derelerin çevresindeki yoğun yapılaşma ise olası bir taşkın durumunda zararın ölçeğini büyütmektedir.

Derelerle savaşılmaz.

Tıpkı fay hatlarıyla savaşılamayacağı gibi.

Fay hattına bina yaparsanız bedelini ödersiniz.

Tarım alanına yapı yaparsanız bedelini ödersiniz.

Dere yatağını daraltırsanız su bir gün başka bir yerden ve daha yıkıcı biçimde kendine yol açar.

Afetler doğaldır ve elbette yıkıcıdır.

Ancak yıkımın ölçeğini, derinliğini ve toplumsal maliyetini belirleyen şey doğa değil; mevcut ekonomi politikası ve imar anlayışıdır.

Deprem, sel ve taşkın doğal süreçlerdir ve kendi başlarına yıkıcı potansiyel taşırlar. Fakat bu potansiyelin toplumsal bir felakete dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyen unsur; kentleşme tercihleri, planlama kapasitesi ve kamu yararını önceleyip öncelemediğimizdir.

Şehirler şansla yönetilmez.

Kentler bilimle, planla ve kamusal sorumlulukla ayakta kalır.

Aksi halde her meteoroloji uyarısında korkmaya devam ederiz.



ARŞİV YAZILAR