Prof. Dr. Erkan Aktaş 

Prof. Dr. Erkan Aktaş 

Dereler ranta kurban edildi


Mezitli Deresi taştı. Yaklaşık 20 araç su altında kaldı.

Bu kez “can kaybı yok” deniyor. Ama bu ifade artık bir teselli değil; yıllardır ötelenen sorumluluğun tekrar eden bahanesi haline geldi.

Çünkü Mersin bu tabloyu ilk kez yaşamıyor.

Geçmiş yıllarda sel ve taşkınlarda insanlar hayatını kaybetti, evler zarar gördü, küçük esnafın birikimi bir gecede yok oldu. Buna rağmen kentleşme anlayışı değişmedi.

Oysa biz bu süreci yıllar önce bilimsel olarak ortaya koyduk.

2016 yılında Mezitli Sel ve Taşkın Çalıştayı’nda,

2017 yılında Mersin Kent Konseyi Sel, Taşkın ve Su Baskını Çalıştayı’nda üniversitelerden akademisyenlerle, kamu kurumlarıyla ve uzmanlarla birlikte Mersin’in risk haritasını çıkardık.

Ne söyledik?

Dere yataklarının imara açılması felaket üretir.

Kuru dere havzalarının doldurulması suyu kent içine hapseder.

Üstü kapatılan dereler taşkın riskini artırır.

Yağmur suyu altyapısı yetersizdir.

Köprü ve menfezlerin daraltılması suyun doğal akışını bozar.

Mersin’in coğrafi ve meteorolojik yapısı zaten yüksek risklidir.

Ama bilim dinlenmedi.

Çünkü bu kentte uzun süredir planlama değil rant, kamu yararı değil kısa vadeli kazanç öncelik kazandı. Dere yatakları yapılaşmaya açıldı, havzalar imara kurban edildi, beton suyun önüne geçti.

Burada sorumluluk sadece belediye başkanlarında mı?

Hayır.

Rant odaklı kararlar alan belediye yönetimleri,

Sessiz kalan belediye meclis üyeleri,

Görmezden gelen kamu bürokrasisi,

Ve bu düzeni her seçimde sorgulamadan yeniden üreten biz yurttaşlar…

Hepimiz bu tablonun bir parçasıyız.

Artık açık konuşmak gerekiyor:

Bu yaşananlar “doğal afet” değil, yönetim tercihlerinin sonucudur.

Evet, iklim krizi var. Yağış rejimleri değişiyor. Ani sağanaklar artıyor.

Ama krizi felakete çeviren şey; dereye bina yapmak, altyapıyı büyütmemek, yeşil alanı azaltmak ve suya yaşam alanı bırakmamaktır.

Mersin hâlâ bu döngüyü kırabilir. Ama bunun için:

Taşkın yönetim planı gecikmeden uygulanmalı,

Dere yatakları kesin biçimde yapılaşmaya kapatılmalı,

Üstü kapalı dereler açılmalı,

Yağmur suyu altyapısı büyütülmeli,

Kent planlaması iklim uyumlu hale getirilmeli,

Bilim insanları karar süreçlerine vitrinde değil, masada yer almalıdır.

Aksi halde her yağmur sonrası aynı cümleyi duymaya devam ederiz:

“Bu sefer ucuz atlattık.”

Ama şehirler şansla yönetilmez.

Kentler bilimle, planla ve kamusal sorumlulukla ayakta kalır.



ARŞİV YAZILAR