Naci Sapan

Coğrafik işaretli siyaset!


Siyaset piyasasında yine aynı seslere tanıklık ediyoruz.

Sadece ton değişikliği var.

Hikâye aynı, dön dolaş, sistemin tercih ettiği adaylar masada.

Bir kez daha aynı masalın dinleyicileri olduk.

 

Bir kez daha ‘parasız siyaset olmaz’ üzerine kurulu cümlelerin sarf edildiği siyaset mezadına tanıklık ediyoruz. Bir kez daha, ‘Aşiret, büyük aile’, falan filan denilerek ‘coğrafik işaretli’ siyaset alanlarına yönlendirildik. 

 

Bu kez daha iktidardan, saraydan kurtulma uğruna yanlışlar görülmüyor.

“Yeter ki gitsinler” mantığının dayatıldığı bir seçim ortamına mahkûm edildik.

 Ve bir kez daha geniş zamanlarda zafer sarhoşluğu tadında tercih edilenlerin yanlış olduğu kanaatine son anda varılıyor, ancak gerçeğe dönüş için fazla zaman kalmıyor. Böyle olunca da, sıkışık zaman dilimi içindeki acelecilik yüzünden ülkenin geleceğini dizayn edecek hareketler de gerçekleşmiyor, hesaplar bir sonraki bahara, pardon seçime kalıyor.

 

Bir türlü, ülkenin ihtiyaç duyduğu huzurlu, barışla taçlanmış demokratik yaşam grafiğiyle tanışamıyoruz, yakalayamıyoruz. Bütün zamanımız bir türlü yakalayamadığımız bir gerçeği kovalamakla geçiyor. Her seçim dönemi bu ihtiyaç nedeniyle mücadele verildiği yönündeki acelecilik, sıkışık zaman dilimi içinde gerçekleşen siyasete teslim oluyoruz.

 

Sonuç; iktidar gider, Kemal bey Cumhurbaşkanı olur.

Yeni dertler başlar.

‘Demokrasi’ mücadelesi devam eder.

 

Nereye kadar?

Siyasette liyakate dayalı yöntemler devreye girene kadar.

Örnek mi?

İngiltere, İskoçya…

Pakistan ve Hintli iki yurttaş’ın liyakat esaslarına göre yükselişi.

Aşiretleri ya da paraları sayesinde değil, parti içinde liyakat esaslarına göre yükselerek Başbakan oldular.

Nasıl?

Adamların başbakan olacağı aylar öncesinden belli, biz Milletvekili adayı belirleyeceğiz, son dakikaya kadar belli değil. Siyaset kurumları şirket, yurttaş müşteri gibi!

Loto-toto oynar gibi aday adayı süreci yaşıyoruz.

Onun parası var, bir diğerinin adamı var, bir diğerinin torpili var, v.s.v.b…

Hikâyeler çok…

 



ARŞİV YAZILAR