Mehmet S. Nane | Neriman Teyze’nin çiçekleri… | Güney Gazetesi Mersin
Mehmet S. Nane

Neriman Teyze’nin çiçekleri…


Halit Sümen, 41 kere maşallah, benim tam 41 yıllık kadim arkadaşım. Lisede benden bir sınıf öncedir. O yıllarda Halit’in ve benim de içinde olduğumuz güzel bir arkadaş grubumuz vardı. Bu arkadaşlarım sayesinde lise iki ve lise üç günlerim çok güzel ve mutlu geçmiştir. 

Liseden sonra araya üniversitelerimizden dolayı farklı şehirler, farklı hayatlar ve gaileler girse de Halit’le gerçek manada hiç kopmadık.

Lise hatıralarım kadar, buluşma noktalarımızdan biri olan, babası rahmetli Mahir Amca’nın Hakimiyet gazete ve matbaasının olduğu Azak Han’lı anılarım da çok değerli…    
Hep Azak Han’ı yazmalıyım diye düşünüyorum, bir türlü elim değmiyor. Belki de benim için çok kıymetli hatıraları biraz daha bekletmek hoşuma gidiyordur, bilemiyorum.

***

Mahir Amca deyince de bir sürü anı geliyor gözümün önüne. Bizden önceki nesil yani rahmetli babalarımız farklı özellikleri olan adamlardı. Hepsi de Cumhuriyet kuşağıydı. Serttiler. Keyifleri yerindeyse belli belirsiz sevecen de olurlardı. Mesela, Mahir Amca'nın birkaç defa hatırımı sormuşluğu bile vardır. Babam da benim arkadaşlarıma karşı benzer tavır içindeydi. Hakikaten farklı ve "pederşahi" adamlardı. İlginç hatta “antika” huyları vardı ve bazı olaylara yaklaşımları da değişikti. 
Bir gün uzun uzun anlatmak isterim.

Fakat yeri gelmişken Mahir Amca’nın adı geçince daima hatırladığım ve beni gülümseten bir makalesinin daha doğrusu fıkrasının ismini ve son cümlesini anmadan edemeyeceğim. (Birebir hatırlıyorum.) 

Bilirsiniz, gazete fıkralarının özelliği az ve öz yazarak çok şey anlatmak esasına dayanır. Kısadırlar ama emin olunuz fıkra yazmak, uzun makale yazmaktan daha zordur. 
Rahmetli, gazetesi Hakimiyet’in ilk sayfasında, arada bir eskilerin “fıkra” tabir ettiği kısa yazılar kaleme alırdı. Matbaaya uğradığım günlerde o günkü gazetede denk gelirsem mutlaka okurdum. Mahir Amca bu yazıları “kafasına göre” yazardı. 

Hiç unutmadığım ve Kıbrıs Rumlarına, onun tabiriyle “palikaryalara” hadlerini bildiren hatta “azarlayan” fıkrasının başlığı şuydu:   
"Bu ne biçim iş yaho!” 

Yazı, alt alta 4-5 cümleden oluşuyordu ve şöyle bitiyordu: 
“Bu korku size yeter yaho!”

Buradaki ”yaho” kelimesinin matbaada dizgi sırasında harf hatası olarak, “u” yerine “o” olarak yazıldığı düşünülebilir. Bu nevi hatalar o zamanın teknik imkânsızlıklarında çok doğaldı. Fakat dizgide 2 defa aynı hatanın yapılması pek mantıklı değildi. Kaldı ki bence dizgide hata yoktu. 

Emin olamıyorum ama sanırım Mahir Amca da rahmeti babam gibi “yahu” kelimesini “yaho” olarak telaffuz ediyordu.  Ve yazıyı bu hâliyle mürettipe yollamıştı.  
Kimin haddine “o”yu “u” yapmak!

***

Konuyu bir hayli dağıttım. Dediğim gibi, bir gün tüm bu anıları ayrıntılı yazacağım.

Yaklaşık 15 gün önce Halit’i özledim ve hatırını soran bir mesaj yolladım. Hemen aradı. Sohbet ettikten sonra benim iş yerimde görüşmek için sözleştik. Araya bazı engeller girdi ve dün buluştuk. 
Halit odama girdiğinde sarıldık, hasret giderdik. Daha oturmadan elindeki ayakkabı kutusunu bana uzattı. Merakla açtım ki ne göreyim…  
Annesi Neriman Teyze’nin yaptığı çiçeklerden yok mu içinde… Hem de çiçeklerini muhafaza ettiği orijinal Neriman Teyze kutusunda…  

***

(Burada bir hatırlatma parantezi açmalıyım. Sevgili, kıymetli Neriman Teyze’miz geçen sene Şubat ayında bizlere veda etti. Onu andığım 13 Şubat 2021 tarihli yazımda da ayrıntılı olarak anlattığım gibi, Neriman Teyze yapma çiçek ve gelin taçları yapan bir sanatçıydı.  
Bizlere son vedasının ardından, lise yıllarımda sayısız defalar gittiğim evine bu defa evlâtlarına taziye için gittim. O veda ziyaretinde Halit beni annesinin çalışma odasına götürdü ve çiçeklerini seyrettik. Evet, bir sanat eserini seyreder gibi… Ne kadar da güzeldiler… 
Halit, oturma odasının girişindeki bir dolapta da annesinin çiçek yaptığı aletlerini gösterdi. İçim bir tuhaf oldu. Tüm o aletlerin ne işe yaradığını biliyordum. Çünkü çocukluğumda dükkânımız Naneler’de çok satmıştım. Muhtemelen Neriman Teyze de aletlerini rahmetli babamdan almıştı.  
Hem o aletleri görünce eski dostlarımı görmüş gibi olmuştum, hem Neriman Teyze’nin onları kullandığını bilmek içimi ısıtmıştı. Boğazım düğümlenmişti.)

***

İşte, Halit’le kardeşleri Ufuk ve Murat, pek çok seçeneği değerlendirdikten sonra annelerinin o güzelim, kıymetli çiçeklerinin büyük kısmını Alzheimer Derneği’ne bağışlamaya karar vermişler. Çiçeklerin satışından elde edilecek gelirin tamamı bu derneğe ait olacakmış. Ne de güzel bir iş yapmışlar.

Çiçeklerin bir kısmını da manevi değerini takdir edecek kişilere hediye etmeye karar vermişler. Bu kişilerden biri olarak beni seçtikleri için çok sevindim ve duygulandım. Teşekkür ederim.

***

Dönüyorum kutuyu açtığım an’a. Önce kısa bir şaşkınlık yaşadım. Sonra da gerçek manada bir hüzün, burukluk ve mutluluk hissettim. 
Çiçekleri tek tek kutudan çıkardım. Ellerimle ve gözlerimle sevdim. Baktım ki gözlerim doluyor, hemen o klişeye sığınarak: 
“Yav Halit, yaşım ilerledikçe iyice duygusallaşıyorum” dedim. 
Benim sevgili, anlayışlı arkadaşım vaziyeti anladı ve konuyu değiştirmeme yardımcı oldu. 
Halit, o cânım çiçekleri verdikten sonra, beni bir an için bile yalnız bıraksa ağlayacağım muhakkaktı...

Bu satırları yazarken bıraktım kendimi. Gözlerim artık iyice nemli… 
Söylemiştim. Bu duygusallık yaşımın ilerlemesinden…

***

Akşam, çiçekler arabamın ön koltuğunda ve gözümün önünde olarak yaylaya döndüm. Eşim Pelin çiçekleri gördüğünde tam da tahmin ettiğim gibi hem hüzünlendi hem mutlu oldu. 
O çiçekler artık bizim kıymetlimiz. 
O çiçeklerde delikanlılığımın çok güzel bir dönemi saklı. Onlara ber baktığımda Neriman Teyze’yi, evlerini, bahçeyi, duvarın üzerindeki sohbetlerimizi, Halit’in kocaman beyaz köpeği Prens’i, bahçenin ortasında uzun bir sıra hâlinde uzanan güzelim katmerli menekşeleri, 33 AP 588’i, kaygısızca attığımız kahkahalarımızı… 
O paha biçilmez değerdeki günleri hatırlayacağım…

Neriman Teyze’yi samimi bir sevgiyle, güzelliklerle ve rahmetle anıyorum…

 

 



ARŞİV YAZILAR