"Erkekler kadınları öldürdüğünde, ölen kadınların kaynanaları, görümceleri ne düşünür?" diye sormuştum.
Tepkiler geldi.
*
Düşüncemi uzun uzun, tarih öncesine gidip gelen varsayımlarla anlatmaya çalışacağım.
1-İnsan, aile olmadan yaşayamayan bir varlık. Doğar doğmaz koşan canlılar var. 1 yaşında kocaman yırtıcı hayvan olan hayvanlar var. İnsanı düşünün. Bırakın eti, o yemesi için bile 4 sene geçmesi lazım. İnsan aile kurabilen, ebeveyn olabilen, bebek büyütebilen bir maymun olmasaydı eğer, bugüne gelebilir miydik? Yoksa daha yolun daha başında neslimiz tükenir miydi? Onun için özel mülkiyet de dahil, kanunlar da dahil her şeyin temelinde aile var. Aile evrimsel açıdan önemli. Ama kesinlikle kutsal değil.
*
2-İnsanlık tarihinde bir anaerkil dönem var mı? Olduğunu söylüyorlar. Arkeolojik kanıtlar var mı? Acaba insanlık gerçekten bir anaerkil dönem yaşadı mı? Yoksa biz, tanrıça heykelciklerine bakıp öyle bir yanılsama mı yarattık. Öyle ya, koskoca Hitit uygarlığını bile 1850'li yıllarda keşfetmiş bir uygarlığız biz. Daha İstanbul'daki Roma kalıntılarını bile çözemedik ama 30 bin sene evvel, 10 bin sene evvel anaerkil toplum vardı diye bir tezimiz var. Anaerkil toplum olsa da olmasa da aile kurumunun olduğu gerçek, önemi ortada. Peki bu aile ne demek?
*
3-Aile derken şimdiki gibi anne, baba, bir kız, bir oğlan (eskiden oğlan derdik şimdi bebeklere bile erkek diyoruz, farkında mısınız. Erkeklik bebeklikten başlıyor) çekirdek aileyi kast etmiyoruz. Daha geniş, çokeşli (çok kadınlı) çok çocuklu bir aileden söz ediyoruz. Babanın bir tane, annenin birkaç tane olduğu, babanın çocuklarına mesafeli durduğu, çocukların anneler tarafından her türlü eğitimden geçirilmiş olarak babanın hizmetine sunulduğu bir aile. İşte o ailede kadının yeri neydi?
*
4-O ailede kadının yeri erkek çocuk doğurmaktı. Çünkü baba bir taneydi. Anne çoktu. Devletlerin insan hakları kavramını tanımasına daha 4 bin sene vardı. Devletler aile haklarını tanıyordu. Yani aileler otonom birer kurumdu. Ekonomilerini, kendi hukuklarını uygulayan otonom kurumlar. Bunların devletler karşısında akreditte olmasının yolu, savaşçı erkek sayısından geçiyor. Onun için kadının mutlaka erkek çocuk doğurması gerekiyor ki aile içinde hem statüsü yükselecek hem de oğlu olduğu için geleceğini garanti altına alacak.
*
5-Kutsal kitaplarda da geçen Yusuf kıssasında, 11 erkek kardeş, en küçük erkek kardeşleri Yusuf'u niye kuyuya atar? Çünkü adı üstünde, erkek, erk mücadelesinin bir parçasıdır. Baba bir, anne ayrı kardeşler birbirine rakiptir. Bu aileler gelecekte aşiretleri, aşiretler federasyonları, federasyonlar konfederasyonları (imparatorlukları) kuracak, hanedanlarda kardeş kavgası devam edecek. Ve kadınlar da anne rolüyle, o mücadele içinde yer alacak.
*
6-Bugünün dünyasında, dışarıdan bakınca çekirdek aileler görüyoruz. Ama o çekirdek ailelerin, hala birer aşiret, birer hanedan gibi erk kavgalarına sahne olduğunu da görüyoruz. Bu mücadelede birinci erkek, yani baba, iktidar sahibi. İktidar sahibi baba erkek ile oğulları arasında bir gerilim var. Baba erkek günün birinde iktidarını kaybedeceğini biliyor. Onun için oğlanları sürekli baskı altında tutuyor. Anne ister tek anne olsun ister birkaç anneden biri olsun, ev içindeki erk mücadelesinde tavrını oğlundan yana koymak zorunda. En hayvani, en maymunsu hissimiz bizi buna itiyor: Çünkü baba maymun yaşlanıyor. Hastalanacak. Genç maymun sürüyü daha iyi koruyabilir. O genç maymunun, anne maymunun oğlu olması lazım ki, anne maymun sürüdeki yerini sağlamlaştırsın. Erk mücadelesi gerekirse sürü içinde şiddet olaylarını da beraberinde getirir... Bugünün çekirdek ailesinin çok uzak hatıralarında işte bu özellikler var.
*
7-Konuyu bugünün çekirdek ailesi üzerinde toplayalım: Çekirdek aile, büyük babadan ve büyük anneden ayrı evlerde yaşasa da, hala geniş ailenin bir parçası. Çemberin tam ortasındaki çekirdek aile ile onu çevreleyen geniş ailenin diğer unsurları arasında sürekli kavga ve gerilim var. Çekirdek ailenin annesi ve babası, geniş ailenin yetişkinlerinin eve çok karışmasını istemiyor. Eve karışmanın en büyük göstergesi çocukların yetiştirilmesine karışılması. Çocuk doğduğu andan itibaren anne ve baba çocuğu geniş ailenin etkisinden uzak tutmaya çalışıyor. Çünkü çocuk onların mülkü. Babaya göre erkek çocuk, sürekli kontrol altında tutulması gereken, kendine benzetilmesi gereken biri. Anneye göre erkek çocuk, aile içindeki konumunun sigortası. Kadının erkek çocuğu sürekli güçlendirmesi, erk mücadelesine hazır hale getirmesi gerekiyor. Çünkü çocuk eninde sonunda bir başka kadın ile gelecek. O kadının, yani gelinin, yani aileye sonradan katılan kişinin, patronun kim olduğunu bilmesi lazım.
(Ara dönemde, doğu toplumlarında kadının namus bekçiliği, kadın sünnetçiliği ve kadın sünnetini teşvik etmek, sürdürmek gibi görevler üstlenmesi var ki, tartışmak saatler sürer)
*
8-Erkek çocuk, ilk erklik stajını, annesinin kontrolünde, kız kardeşlerine, hatta ablasına karşı yapar. Kontrol etmeyi, sınırlamayı, sövmeyi ve dövmeyi kız kardeşleri üzerinde öğrenir. Erkliğin, erkliğin simgelerinden biri olan askerliğin temel bir kanunu vardır: Astlar, kendi astlarını, üstlerinin yanında disipline etmez (dövmez) Örneğin bir teğmen varken, bir astsubay, bir eri dövemez. Dövme hakkı teğmenindir. Aillede de bu kural vardır. Baba (birincil erk) oradayken, erkek çocuk (erk adayı) kız kardeşlerini dövemez, sövemez. Ama annesinin yanında bunu yapabilir. Hatta şiddetin dozunu ve sınırlarını anne belirler. Böylece stajını tamamlayan erkek, birinci erk olduğunda kendi karısını ve çocuklarını rahatlıkla dövebilir, kontrol altında tutabilir. Bu yönüyle erk ve iktidar ve onun en büyük enstrümanı olan şiddet, sadece cinsiyetle ilgili değildir.
*
9-Tüm bu açıklamalar, günümüz penceresinden bakıp kadını aşağılama, erkeği aklama açıklamaları değil. Bu bizim, uzak geçmişten getirdiğimiz bir karanlık duygu.
*
10-İnsan aç kaldığında kendi türünü yiyen maymunlardan biridir. Yamyamlık gibi çok daha eski, çok daha karanlık bir duygu bile insanın içinde ölmemiştir, hala diridir. Erk mücadelesinin belirli bir döneminde anne ile oğulun kız kardeşlere, ilerleyen aşamada erkek kardeş ile kız kardeşin geline karşı ittifak kurması, şiddet eğilimi yamyamlık kadar eski, karanlık bir duygu değil. O halde insan, şartları elverdiğinde yamyam olabiliyorsa, şartları elverdiğinde kadına ya da daha zayıf olan erkeğe şiddet uygulamaz mı?
*
11-Ben, öldürülen kadının kaynanası ve görümcesi ne düşünüyor derken bunu kast ettim. Hepimizin en ilkel duygusuna bir çomak sokmak istedim. Efendim biz kadınlara hakaret ediyorsunuz diyen kadınlar, efendim kadınlara niye hakaret ediyorsunuz diyen erkekler, bu ne kibir Allah aşkına.... Yahu hepimiz insanız, insan da bir maymun türü. Maymun... O kadar kibirlenmemize gerek yok yani. Hele bir şartları elversin görün bakın ne maymunluklar yapar insan. Ben dahil, sen dahill, o dahil, onlar dahil...
*
12-Çözüm ne?
Tarihin her devrinde her sorunu o sorunun muhatabı çözmüştür.
Köle sorununu köleler çözdü.
Yoksulluk sorununu yoksullar çözmeye çalıştı, hâlâ çalışıyor.
Kadın sorununu da kadın mücadelesi çözebilir.