Mersin’de Tsunami uyarısı!

“Mersin Körfezi’ne doğru suyun altında yaklaşık 875 m ile 1500 m su derinliğinde ve körfezin içine doğru kavisli olarak gelen ve Mersin’den yaklaşık 10 deniz mili açıkta fay/fay segmentleri saptanmıştır. Bir de kuzeyden güneye doğru inen Ecemiş Fayı’nı da göz önünde bulundurursak 5-6 büyüklüğünde deprem yaşanması olasıdır.”

Mersin’de Tsunami uyarısı!

İBRAHİM AYDEMİR

Deprem kuşağı ülkeleri arasında yer alan ve sınırları içerisinde aktif fay hatları bulunan ülkemizde üstü üste depremler yaşanmaya devam ediyor. Bingöl Karlıova, Muğla Marmaris ve Manisa’da yaşanan şiddetli depremlerin Akdeniz fay hattını etkileyip etkilemeyeceği konusunda vatandaşlar da endişelenmeye başlamış durumda… Bu konuda görüşlerini aldığımız Mersin Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Y. Doç. Dr. Mustafa Eryılmaz, Mersin’de 5-6 büyüklüğünde bir depremin olası olduğunu ve denizde meydana gelebilecek bir depremde tsunami için Türkiye’deki en uygun alanın Mersin olduğunu belirtti.

 

İklim değişikliğinin fay hatlarını etiketlediğini ve bundan dolayı da depremlerin daha fazla meydana geldiği söyleniyor. Bu haberler gerçeği yansıtıyor mu? Son günlerde artan depremlerin sebebi nedir?

İklim değişikliklerinin deprem üzerine bilinen direkt bir etkisi yoktur. İklim değişikliği dediğimiz zaman anlaşılan, yani halkın anladığı öncelikle hava sıcaklıklarındaki değişiklikler ki, bu sıcaklıkların ortalama değerlerden daha yüksek olması, yağışların azalması ve düzensizleşmesi, rüzgar rejiminde değişmeler, fırtınaların artması, mevsimsel bilinen fırtınaların yanı sıra, ani ve güçlü rüzgarların-fırtınaların oluşması vb. Ancak depremlerin bunlarla bir ilişkisi yoktur. Deprem kıtaları da üzerinde taşıyan levhaların birbirini sıkıştırması ya da birbirinden uzaklaşması ve bunların sonucunda değişik gerilmeler ve streslerin oluşumu sonucunda meydana gelir. Bu olay sonucunda, yerkabuğunda enerjinin birikmesi ve yerkabuğunun bu enerjiyi artık daha fazla tutamayacak duruma gelmesi bunun sonucu olarak, kayaçların bu enerji ile ani olarak kırılması, bu kırılma sonrasında biriken enerjinin adeta deniz dalgası gibi yayılmasıdır. Örnek olarak bir cetveli ki elimizle tutup yavaş yavaş bükelim. Bu sırada cetvele bir enerji yüklüyoruz. Bir süre sonra cetveli meydana getiren materyal bu enerjiye gerilime dayanamayıp en zayıf noktasından kırılacaktır. Ve verdiğimiz enerji açığa çıkacaktır. Meydana gelen bu kırıklara fay diyoruz. Bazen bu kırıklar ilk defa oluşabilir, bazen de daha önce oluşmuş faylar yani kırıklar bu enerjiyi tutamaz ve enerji neticesinde hareketlenir, enerjinin miktarına bağlı olarak yerkabuğunu ötelenir, ki biz buna fayın atımı diyoruz. Enerji ne kadar çok birikirse, atım o kadar fazla olur ve hareket daha fazla olur depremin büyüklüğü o kadar fazla olur. Enerjinin yeraltında biriktiği nokta depremin odağıdır ve buradan çıkan enerjinin miktarı depremin büyüklüğü yani magnitüt’üdür.  Bu hareketi yaratan enerji levhaların sıkışması veya gerilmesidir.

 

 

Türkiye için konuşacak olursak, bizim güneyimizde üzerinde Afrika Kıtası’nın da yer aldığı Afrika Levhası ile Arap Levhası dediğimiz iki levha Şekil’de görüldüğü gibi Türkiye’nin bulunduğu Anadolu Mikro Levhası’na doğru hareket ediyor. Biz buna çarpıyor desek te, genelde çarpma terimi ani ve hızlı hareket gösterir, oysa bu yılda 1-2 mm bize doğru hareket ediyor anlamındadır. Binlerce, milyonlarca yıl bu hareket devam ediyor. Bu itmenin sonucunda, normal olarak Anadolu’nun da daha kuzeye gitmesi, Karadeniz’e doğru hareket etmesi gerekir, ancak kuzeyimizde Avrasya Levhası var ve o sabit duruyor bize göre. Böylece kuzeye doğru hareket edemeyen Anadolu, daha önce oluşmuş (yaklaşık 1.5-2 milyon yıl önce) Kuzey Anadolu Fayı ile Bingöl Karlıova’dan başlayarak İskenderun Körfezine, hatta Akdeniz’e devam eden Doğu Anadolu Fayı arasında hareket eder. Bu iki fay, Bingöl Karlıova’da birleşirler. Buradan öteye İran’a devam ederler. Şekil’e bakarsanız yan yatmış bir “Y” harfi görürsünüz.  Örnek vermek gerekirse bunu daha kolay anlatmak için, Mersin’de bildiğiniz gibi Sonbahar’da yeşil zeytin alınır, evlerde kırılır, salamura zeytin yapılır. Genellikle zeytinin bir ucu açılmıştır. Diğer ucu ise sağlamdır. O sağlam kısmından zeytini tutup sıkarsanız içindeki çekirdek adeta fırlar. İşte Kuzey Anadolu Fayı ile doğu Anadolu Fayı arasındaki Anadolu’nun bu kısmı, adeta böyle bir hareket yapar ve batıya doğru hareket eder. Ancak orada da Avrasya’nın bir parçası olan Yunanistan vardır ve Ege Denizi’nde de kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu ve kuzeybatı-güneydoğu doğrultulu faylar bulunmaktadır. Anadolu Levhası (aslında tam olarak bir levha değildir sadece kolay anlaşılsın diye böyle söylüyorum) Yunanistan’ın yer aldığı Avrasya Levhası’nı da itemez, bunun yerine saat yönünün tersine dönerek Girit Adasına doğru yönelir. Bu hareket sonucunda yılda 2-2.5 mm Anadolu batıya doğru kayar. Bu hareketi yaparken hem sıkışma hem de gerilme mekanizmaları işler.  İşte Türkiye’nin depremselliği bu olaydan kaynaklanmaktadır.

 

 

Gördüğünüz gibi, bölgesel anlamda iklim değişmelerinin depremler üzerine etkisi yok. Her iki olay farklı mekanizmalar ile çalışır.

 

Bu fay hatlarının hareketliliği Akdeniz Bölgesi fay hattını dolayısıyla Mersin’i de etkiler mi? Mersin’de ilerleyen süreçlerde 6 büyüklüğünde deprem beklendiği yönünde haberler okuyoruz. Bunların doğruluğu var mı?

Bu kıta kıtaya çarptığı zaman bazen biri diğerinin altına dalıyor (Dalma-batma zonu), bazen ikisi de adeta bir kağıdı iki ucundan tutarda birbirine doğru itersin kırışır ya bazen de böyle olur. Yukarıda yeterince açıkladım. Bu çarpışma noktaları hattı zaten Akdeniz’de. Bazen Anadolu’ya çok yakın yerlerde, bazen de uzak. Mersin İskenderun Körfezi-Adana, Antakya bölgesi çok önemli bir kavşak, faylar açısından. Şekilde görüldüğü gibi Doğu Anadolu Fayı, Güneyden İsrail tarafından gelen Ölü Deniz Fayı, Arap-Afrika Levhaları’nın Anadolu’ya çarptığı çizgisel hat hepsi İskenderun Körfezi açıklarında birleşiyor, ki buna; “üçlü düğüm noktası” adı veriliyor.  Yani şu an çok fazla bir veri olmasa da, bunların etkisi ve sıkıştırması ile Mersin Körfezi’ne doğru suyun altında yaklaşık 875 m ile 1500 m su derinliğinde ve körfezin içine doğru kavisli olarak gelen ve Mersin’den yaklaşık 10 deniz mili açıkta fay/fay segmentleri saptanmıştır.

Bir de yaklaşık kuzeyden güneye doğru inen Ecemiş Fayı’nı da göz önünde bulundurursak 5-6 büyüklüğünde deprem olasıdır. Ancak bir zaman vermek mümkün değildir. Ancak şunu söyleyebilirim ki, bir deniz bilimci ve deniz jeolojisi ve jeofiziği uzmanı olarak, eğer denizde bir deprem olursa ki; bu zaten sık sık oluyor, bizim bölgede saptadığımız faydan kaynaklı, tsunami için Türkiye’de ki en uygun alan, Mersin Körfezi ve İskenderun Körfezi’dir: Çünkü sualtı eğimi çok düzgündür ve az eğimli adeta güzel bir rampadır. Sualtı morfolojisi ve batimetrik yapı yani deniz derinlikleri tsunamiyi daha büyütecek yapıdadır. Yani olabilecek bir deprem ile dalganın büyüklüğünün artacağı çok düzgün bir rampa görevi görecektir ki bu da daha büyük bir Tsunami dalgası anlamına gelir. Ancak bölgemizin deprem mekanizması ile Ege’de olan, ya da doğu Anadolu’da olan depremlerin mekanizmaları ile bir ilişkisi yoktur. Tabi hepsi Arap-Afrika Levhasını’nın Anadolu’yu sıkıştırması ile olsa bile her bir bölgenin, her bir fayın ayrı özellikleri vardır ve birbirinden bağımsız enerji biriktirme ve bu enerjiyi salıverme şekilleri farklıdır. Bu nedenle bizim bölge daha farklıdır. Ancak yukarıda belirtiğim gibi bu çarpışma noktalarında büyük bir deprem meydana gelirse, tıpkı Endonezya depreminde olduğu gibi, o zaman olay çok farklı olur, büyük bir tsunami ve 7’nin üzerinde bir deprem demektir. Umalımda böyle bir şey olmasın. Tabi bu ihtimal düşük.

 

“BASİT TEDBİRLER, BİRÇOK OLUMSUZLUĞU ÖNLEYEBİLİR”

Mersin’de meydana gelebilecek 6 büyüklüğündeki bir depremin, Mersin’i nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz? Mersin’deki binaların depreme dayanıklılığını nasıl? Bu konuda elinize ulaşan bir bilgi var mı? Deprem anında Mersin’de toplanma merkezleri neresi?

Öncelikle deprem toplanma merkezleri hakkında bir bilgi sahibi değilim. Bu depremde toplanma noktaları Mersin’de fazla bir sorun olmaz, birkaç sıkışık mahalle haricinde. Genellikle Mersin’de boş alan, park bahçe vb. yer halen mevcut. Vatandaşlar bunun planını kendileri de yapabilir. İstanbul ya da diğer büyük kentler gibi sorunumuz yok. Eminim Mersin Valiliği’nin, Mersin Büyükşehir Belediyesinin, İlçe Belediyelerinin ve diğer ilgili kuruluşların bu konuda planları vardır. Vatandaşlara önerim, mahallelerinde binalardan uzak olacak, devrilme alanı dışında kalabilecek yerleri önceden tespit etsinler buna kendilerine ve ailelerine göre plan yapsınlar. Benzer şekilde apartmanlarda da apartman yönetimi acil durum planı oluşturabilir. Ama özellikle depremi güçlü hissettiler ise, deniz kenarlarından uzak dursunlar. Bunu söyleyebilirim. Basit tedbirler, birçok olumsuzluğu önleyebilir.

 

“GMK BULVARININ ZEMİNİ ÇOK KÖTÜ”

Diğer soru, “Depremin Mersin’i nasıl etkileyeceği idi”. Buna şu an direk bir yanıt vermek zor. Öncelikle bina kaliteleri hakkında araştırma yapılmalı. Özellikle İnşaat Mühendisleri Odası, Mersin Büyükşehir Belediyesi ve diğer ilgili kurumlar. Bu ciddi bir araştırma. Ama mutlaka yapılmalı. Tabi ki, kötü binalar, ağır hasar alır. Deprem yönetmeliğinin çıkışından önce yapılan binalar, yapan kişinin vicdanına göre inşa edilmiş. Tabi o zaman da yönetmelikler vb. var idi, ancak bu günkü gibi değildi. Kimse için kesin bir şey söyleyemem, ama çok kaliteli olan binalarda yapılmış, kalitesi düşük olanlarda yapılmış. Özellikle 90 yılından önce yapılan binalar oldukça yaşlanmışlar. Ayrıca, denize yakın alanlardaki binalar da çok sıkıntılı. Bir kere Mersin’in kıyı bandı ki, Gazi Mustafa Kemal Bulvarı (bilinen adıyla GMK bulvarı) altında zemin tamamen kum, kumlu materyal ile kaplı. Bu materyalin kalınlığı 30-60 m arasında değişiyor. Yani zemin çok kötü, Buradan yukarısında zemin sağlam değil. Sanırım Üniversitenin (Çiftlikköy Kampusu) hizasından yukarısı nispeten sağlam zemin. Sahil şehirlerinde bu sorun hep var. Ama Antalya gibi şehirler farklı. Zira Antalya’nın büyük bir bölümü kayalıklar üzerinde yer alıyor. Ayrıca binanın temelinde yer alan demirlerin, gerek kıyı bölgesinde deniz suyunun girişimi nedeni ile, gerekse yeraltı suyu seviyelerinin, düz ova alanlarda yüksek yani zemin yüzeyine yakın olması sebebi ile zamanla paslanıp incelmesi betonun dağılmasını engelleyecek bir güçte olmaması nedeni ile önemli bir sorun meydana getiriyor.

Mersin’ son yıllarda oldukça sağlam binalar yapıyorlar. Bina kalitesine bakıyorum, oldukça iyi, ancak iş temele gelince olay çok farklı. 15- 20 katlı bina yapıyorlar, temel yok denecek kadar az. Bir ara ciddi olarak araştırma yapıyordum, kat yüksekliği ve temel derinliği hakkında. Birçok yerde karşılaştım, soruyorum binayı yapanlara “Temel derinliği ne kadar?” aldığım yanıt ise “Oo temelimiz çok sağlam, radya temel, deprem bağlantıları var, 2 m temel var.” Üzerindeki binaya bakıyorum 15-20 kat, 2 metrelik bir temelin, hem de çürük zeminde o binayı tutacağını düşünüyorlar. Ki, 2 metre temele sahip bina sayısının çok olduğunu düşünmüyorum.

 

Son olarak neler eklemek istersiniz?

Son olarak çok değerli hocam, ki gerçekten hocam oldu, kendisine rahmet diliyorum, Ahmet Mete IŞIKARA’nın dediği gibi deprem öldürmez, insanın kendi eli ile yaptığı binalar öldürür.

Bende öğrencilerime derste deprem konusunu işlediğimizde hep şunu söylerim. Depremde çadırımız kafamıza çöktü de, ağır hasar aldık, ağır yaralandık diyen yoktur. Yüksek ve kule gibi binalar hep risklidir. Türkiye deprem bölgesi, bundan kaçamayız. Ama binaları dikey yerine yatay, az katlı ve yönetmeliklere göre yaparsak, bugün 5-6 büyüklüğünde verdiğimiz kaybı yaşamayız.