Korona virüs salgını, iklim krizi için bir stres testi mi?

Çin’de başlayarak tüm dünyaya hızla yayılan korona virüs salgını tüm ülkelerin ana gündem maddesi haline gelirken, bilim dünyası ise salgınının iklim krizinin etkilerini sınırlamak ve azaltmak için alınan önlemler için bir ‘stres testi’ olabileceğini tahmin ediyor.

Korona virüs salgını, iklim krizi için bir stres testi mi?

Uzmanlar, salgının hafiflemesi ve ekonomilerin yeniden canlanması sürecinde iklim değişikliğinin ve küresel sıcaklık artışının en önemli sebeplerinden biri olan sera gazı emisyonlarının düşürülmesi için düşük karbon teknolojilerine yapılan yatırımların artırılması gerektiğini söylüyor. Rüzgar, güneş, nükleer gibi düşük karbonlu temiz enerji kaynakları ile de dünyayı daha sağlıklı ve iklim değişikliğine dirençli hale getirmenin mümkün olduğuna dikkat çekiliyor. Bulaşıcı hastalıkların risklerini sınırlandırabilmek için küresel ısınmanın 1.5 derece ile sınırlandırılmasının öneminin ise hayati olduğu vurgulanıyor.

Harvard Üniversitesi İklim, Sağlık ve Küresel Çevre Merkezi Direktörü Dr. Aaron Bernstein, iklim değişikliğinin temel sebeplerinin çoğunun küresel salgın riskini artırdığını, hava kirliliğine daha fazla maruz kalan kişilerin ise hastalığı çok daha ağır geçirebileceğini söylüyor. Aynı zamanda Boston Çocuk Hastanesi’nde çocuk doktoru olarak çalışan ve virüsle mücadelede ön saflarda yer alan Bernstein’e göre bu küresel salgından, insanların kişisel olan ve harekete geçilebilen konularda daha hızlı motive olduğu sonucunu çıkarmak mümkün. Harvard’da yaptıkları bir araştırmada iklim değişikliği ile mücadele için gereken eylemler ile insanların daha sağlıklı bir hayata kavuşması için gerekli olanların aynı olduğunu ortaya koyduklarını kaydederek, neler yapabileceği hakkında artık tüm insanlığın daha fazla konuşması gerektiğini vurguluyor.

 

HAVA KİRLİLİĞİ VE SİGARA

Bernstein’in verdiği bilgilere göre, hava kirliliğinin yüksek olduğu yerlerde yaşayanlar ve sigara kullananlar Covid-19'a yakalanırsa, daha temiz hava soluyanlar ve sigara içmeyenlere göre hastalığı çok daha ağır geçirecek. Hava kirliliğinin insanların akciğer iltihabı ve diğer solunum hastalıklarına yakalanmasıyla çok yakından ilişkisi var ve akciğer iltihabına yakalandıklarında çok daha kötüleşiyorlar. Covid ile yakından ilişkili olan SARS virüsü üzerine yapılan bir çalışmada, daha kirli hava soluyan insanların enfeksiyondan ölme riskinin iki katına çıktığı bulgusu edinilmişti. Hava sıcaklığının artmasının virüsün yayılma hızını azaltacağına yönelik herhangi bir veri bulunmadığının altını çizen Bernstein, “Şu an hastalığın yayılmasını yavaşlatmak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız ve bu kamu sağlığı uzmanlarının sosyal mesafe, el hijyeni gibi tavsiyelerini dikkate almamız gerektiği anlamına geliyor” diyor.

 

"DOĞADA OYUNUN KURALLARINI DEĞİŞTİRDİK"

Bernstein’e göre iklim değişikliği, lyme hastalığı ve suyla taşınan hastalıklar, sivrisinek kaynaklı sıtma gibi bazı bulaşıcı hastalıklarının yayılma şartlarını çoktan daha elverişli hale getirdi. Son yıllarda enfeksiyon hastalıklarında çok daha büyük artışlar yaşanmaya başladı. Bu hastalıkların çoğu insanlara, özellikle vahşi hayvanlar olmak üzere, hayvanlardan bulaştı. Bu eğilimin birçok sebebi bulunuyor. Geçtiğimiz yüzyılda doğadan çok daha fazla şey talep edildiğini vurgulayan Berstein, iklim değişikliği ile sağlık ilişkisini şu sözlerle anlatıyor: “İklimi ve yaşadığımız dünyayı değiştirerek oyunun kurallarını değiştirdiğimizde bunun sağlığımızı da etkileyeceğini bilmeliyiz. Yeni bir küresel salgını engellemek için iklim değişikliğini önlemek için de çaba sarf etmeliyiz. Örneğin, iklim değişikliğinin temel sebeplerinden ormansızlaşmanın önlenmesi, biyo çeşitlilik kaybını önlediği gibi hayvanların doğal yaşam alanlarındaki değişikliklerden kaynaklanan doğal olmayan göçlerini de yavaşlatıyor ve böylece enfeksiyon hastalıklarının yayılma riski azalıyor. Örneğin, yakın zamanda Batı Afrika’da yaşanan Ebola küresel salgını, büyük ihtimalle hastalığı taşıyan yarasaların yaşadıkları ormanlarda bulunan ağaçların, palm yağı kaynağı olan tropikal palmiye ağacı yetiştirmek üzere kesilmesinden dolayı yeni yaşam alanlarına taşınmaya zorlanması yüzünden oldu. İklim değişikliği ile mücadele etmek için kömür, petrol ve doğalgaz sonucu açığa çıkan seragazı emisyonlarımızı büyük oranda düşürmeliyiz. Rüzgar, güneş gibi düşük karbonlu enerji kaynaklarıyla elektrik üretilmesi, havayı kirleten azot oksitler, sülfürdioksit ve karbondioksit gibi zararlı maddelerin salınımını azaltıyor. Bu zararlı maddelerin soluduğumuz atmosfer ve havadaki konsantrasyonundaki artış, daha fazla kalp krizi, felç, obezite, diyabet ve erken ölümlere yol açıyor. Hava kirliliğinin azaltılması aynı zamanda akciğerlerimizin sağlığının korumasını sağlıyor ve böylece bizi korona virüs gibi solunum enfeksiyonlarından koruyor.”

 

"SAĞLIK VE ÇEVRE POLİTİKASI BİRLİKTE YÜRÜTÜLMELİ"

İklim değişikliği ve küresel sağlık politikasının ayrı sorunlar olarak gözükmesinin bir yanılgı olduğuna dikkat çeken Berstein, bu konudaki görüşlerini ise şöyle ifade ediyor:

“Sağlığımız tamamen yaşadığımız iklim koşullarına bağlı. Enfeksiyon hastalıkları korkutucu, çünkü aniler ve kişiseller. Yaşam koşullarımızı radikal şekilde ve hızla değiştiriyorlar, arkadaşlarımıza ve ailemize doğrudan bir tehdit oluşturuyorlar. İklim değişikliği çoğu kişiye göre yavaşça yaklaşan bir kıyamet gibi dolayısıyla tehlikeleri kişisel olarak algılanmıyor. ‘Buna ben sebep olmadım’ ya da ‘beni doğrudan etkilemiyor’ gibi düşünmek kolay. Ancak başka bir bakış açısı da var. Tıpkı Covid-19’da olduğu gibi iklim değişikliği konusunda da endişeliyseniz, kendi hayatınızla birlikte arkadaşlarınızın ve sevdiklerinizinkini de iyileştirmek için derhal eyleme geçebilirsiniz.”

 

"MÜCADELE ÖRNEK OLABİLİR"

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Doç. Dr. Ahmet Demirak ise Covid-19 mücadelesinde sergilenen sosyal işbirliği duygusunun, iklim değişikliği mücadelesi için de sergilenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Covid-19 ile mücadelesinde hükümet başkanlarının, siyasi ve kurumsal liderlerin, bilim insanlarının halkın sağlığını korumaları konusundaki tüm tavsiyelerine uymaları sonucu radikal çözümler oluştuğunu belirterek, bu durumu iklim krizi için umut verici buluyor.

Bernstein’ın eyleme geçme çağrısına destek veren Demirak’ın bu konudaki sözleri ise şöyle: “Korona virüs konusunda ülkelerin hızlı ve toplu şekilde bir sürü önlem alması, iklim değişikliği ile ilgili de topluca hareket edilebileceğini gösteriyor. İklim değişikliği ile ilgili bilgisayar modellemeleri gelecek 20 yıl içinde her yıl yaklaşık 250 bin insanın iklim değişikliğinin oluşturduğu sonuçlar nedeniyle hayatını kaybedebileceği tehlikesini ortaya koyuyor. Korona virüs salgını doğamıza, geleceğimize sahip çıkma konusunda bize çok şey öğretiyor. Eski alışkanlıklarımızdan vazgeçmeliyiz. İklim değişikliği sorunu insanlık için eşi görülmemiş bir durum, düşünce ve hareket tarzımızda önemli bir değişiklik gerektiriyor. Havamıza, suyumuza, toprağımıza sahip çıkacak önlemlerin ve tedbirlerin ne kadar hayati öneme sahip olduğunu bu dönemde daha net gördük. IQAir adlı İsveçli kuruluş tarafından geçtiğimiz şubat ayında açıkladığı, ‘Dünya hava kalitesi raporu 2019’ ile dünya nüfusunun yüzde 90’ının sağlık açısından güvenli olmayan hava soluduğunu da gözler önüne serdi. Geçtiğimiz günlerde korona virüs nedeniyle duran ekonomik ve sosyal hayat nedeniyle Çin’den İtalya’ya pek çok ülkede hava kirliliğinde azalma gözükmesi bile insanlığın dünyaya nasıl bir zarar verdiğini gösteriyor. Almanya’nın Max Planck Kimya Enstitüsü ve Mainz Merkez Tıp Fakültesinden araştırmacılarının, geçtiğimiz hafta yayınladıkları makale hava kirliliğinin yaşam süresini dünya genelinde yaklaşık üç yıl, Türkiye’de ise iki yıl kısalttığını ortaya koydu. Artık daha dikkatli ve sorumlu olmalıyız. Salgın sonrası yaşanılan ekonomik durgunluğun önüne geçmek için temiz enerjiye yapılan küresel yatırımlardan ve iklim dostu politikalardan ödün verilmemesi gerekiyor. Tüm ülkeler rüzgar, güneş, nükleer enerji gibi temiz enerji yatırımlarını sürdürmeli. Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarında oldukça başarılı bir politika izliyor. Akkuyu Nükleer Santrali ile nükleer enerji alanında attığı adımın da gerisini getirmeli. Sadece enerji tercihlerimizle bile karbondioksit emisyonlarını azaltarak insanların günlük yaşamlarında sağlık açısından çok önemli iyileştirmeler sağlanabilir. Salgının kontrol altına alınmasının ardından vakit kaybetmeden çevreyi ve doğal iklim dengesini korumak için daha aktif mücadeleye koyulmalıyız.” (İHA)