Organ naklinde yeni umut

Organ naklinde yaşanan organ yetersizliği, bilim insanlarını yeni tedavi yöntemlerine yönlendiriyor. TTB Halk Sağlığı Kolu Başkanı Nasır Nesanır, genetiği değiştirilmiş domuzdan insana böbrek nakli çalışmalarının önemli bir aşamaya geldiğini belirterek, ksenotransplantasyonun (hayvandan insana organ nakli) gelecekte insan organı bulunana kadar hastaları hayatta tutabilecek bir “köprü tedavisi” olabileceğine dikkat çekti.

Organ naklinde yeni umut


3 Eylül 2026’da The Lancet’te yayımlanan çalışmaya göre, genetik olarak değiştirilmiş bir domuzdan alınan böbrek, canlı bir insanda 271 gün boyunca işlevini sürdürerek hastanın diyalize ihtiyaç duymamasını sağladı. Daha sonra domuz böbreği çıkarılarak hastaya insan böbreği nakledildi. Böylece ksenotransplantasyonun yalnızca kalıcı bir organ alternatifi değil, uygun insan organı bulunana kadar kullanılabilecek geçici bir destek olabileceği ortaya konuldu.

Çalışmada kullanılan domuzun böbreği, insan bağışıklık sistemiyle daha uyumlu hale getirilmek amacıyla genetik olarak düzenlendi. EGEN-2784 adlı donör hayvan, CRISPR tabanlı genetik mühendisliğiyle 69 genomik değişiklik taşıyacak şekilde geliştirildi. Domuz hücrelerinin bağışıklık sistemi tarafından reddedilmesini azaltmak için bazı genler çıkarılırken, insanlara ait koruyucu genler eklendi ve 59 domuz endojen retrovirüsü genetik olarak etkisizleştirildi.

Ancak süreç tamamen sorunsuz ilerlemedi. Nakilden kısa süre sonra T-hücre aracılı rejeksiyon gelişirken, ilerleyen dönemde bakteriyel enfeksiyon nedeniyle bağışıklık baskılayıcı ilaçların azaltılması gerekti. Bunun ardından böbreğin küçük damarlarında hasar ve trombotik mikroanjiyopati (TMA) gelişti. Sonunda ksenogreft işlevini kaybederek çıkarıldı.

Çalışmanın en dikkat çekici yönlerinden biri ise domuz böbreğinin ardından insan böbreği nakline geçilebilmesi oldu. Ksenogreft çıkarıldıktan 82 gün sonra hastaya insan böbreği nakledildi ve böbrek işlev göstermeye başladı. Belirgin bir bağışıklık duyarlanmasının sonraki insan böbreği naklini olumsuz etkilediğine ilişkin bulguya rastlanmadı.

Nesanır, gelişmenin önemli olmakla birlikte ksenotransplantasyonun henüz rutin bir tedavi haline geldiği anlamına gelmediğini vurguladı. Bağışıklık yanıtları, damar-endotel etkileşimleri, pıhtılaşma sorunları, enfeksiyonlar ve immünsüpresyonun oluşturduğu risklerin araştırılmaya devam edilmesi gerekiyor.

Bugün için bu çalışmanın ortaya koyduğu en önemli sonuç, genetik olarak yeniden tasarlanmış bir domuz böbreğinin canlı bir insanda aylarca işlev gösterebildiği ve uygun insan organı bulunana kadar biyolojik bir köprü oluşturabileceği. Bilim dünyasının önündeki temel soru ise bu yöntemin tekil bir başarı olarak mı kalacağı, yoksa gelecekte organ kıtlığının çözümünde uygulanabilir bir tedaviye dönüşüp dönüşmeyeceği. (Haber Merkezi)