Hayatını kaybeden yurttaşın ailesine başsağlığı dilekleriyle başlayan açıklamada, hastanın ölümünün her yönüyle araştırılması ve sorumlulukların ortaya çıkarılması gerektiği ifade edildi. Ancak tıbbi süreçlerdeki istenmeyen sonuçların tek başına hekimin kusuru anlamına gelmeyeceğine dikkat çekilerek "Ön inceleme tamamlanmadan ve kanunda öngörülen özel soruşturma usulü işletilmeden meslektaşımız hakkında tutuklama dâhil herhangi bir koruma tedbirine başvurulması kabul edilemez. Tutuklama bir ceza değil, yalnızca istisnai koşullarda başvurulabilecek bir tedbirdir ve kamuoyunu yatıştırma ya da baskı aracına dönüştürülemez” denildi.
Meslektaşlarının tahliye edilmesinin olumlu bir adım olduğu belirtilmekle birlikte, bilimsel değerlendirme yapılmadan hekimlerin özgürlüğünden yoksun bırakılmasının tüm sağlık çalışanları üzerinde ağır bir baskı oluşturduğu kaydedildi.
TABİP ODALARINDAN 4 MADDELİK ÇAĞRI
Açıklamada, yetkili mercilere şu talepler yöneltildi:
“Hekimleri hedef gösteren ve suçlu ilan eden söylemlerin sağlıkta şiddeti beslediği görülmeli; can güvenliği ve mesleki huzur güvence altına alınmalıdır.
Tıbbi uygulamalara ilişkin soruşturmalarda yasal soruşturma izni şartı ve özel usuller eksiksiz işletilmelidir.
Sürecin her aşamasında masumiyet karinesi ve kişi özgürlüğü esas alınmalıdır.
Zorunlu izin alınmadan başlatılan adli süreçlerin açık bir hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edilmeli, sürecin nasıl işlediği kamuoyuna açıklanmalıdır.”
Açıklamanın sonunda, hekimlerin yargılanma ve cezalandırılma korkusuyla çalışmasının riskli vakalardan uzaklaşılmasına ve savunmacı tıbbın yaygınlaşmasına yol açacağı, bu durumdan en büyük zararı sağlık hizmeti bekleyen hastaların göreceği vurgulandı. (Haber Merkezi)


