NECDET CANARAN
Bir düş müydü, bir masal mıydı o Mersin?
Sene 1946, mevsim hazan, 8 Eylül Pazar günlerden...
Mısır Kralı Faruk, yaz aylarında yatıyla çıktığı Akdeniz gezisinde Mersin’e gelir.
Motorla limana çıkar. Belediye Başkanı ve Emniyet Müdürü tarafından karşılanır. İskeleden
Gümrük Meydanı’na kadar adımlar.
Emrine tahsis edilen otomobille şehri gezdikten sonra Tüccar Kulübü’ne geçer, bir süre istirahat eder.
Misafir Kral, Tüccar Kulübü balkonundan sahili izlerken şehir hakkında bilgi aldığı Belediye Başkanı Fuat Morel’e, Mersin’in yetiştirdiği bir pehlivan olduğunu fakat adını hatırlayamadığını söyler.
Kral Faruk’un adını hatırlayamadığı pehlivan, 1936 Berlin Yaz Olimpiyatları’nda 79 kg. serbestte üçüncülük elde eden; 1937 ve 1940 Balkan Oyunları’nda ise serbest ve grekoromen stilde Türkiye’ye 3 altın madalya kazandıran Mersinli Ahmet’tir.
Mersinli Ahmet’in adı söylenince Kral Faruk, Türkçe konuşmaya başlar ve “Evet Mersinli Ahmet” diye onaylar.
Kral Faruk ile Mersinli Ahmet arasında geçtiği kaydedilen diyaloğa göre:
Kral Faruk, Cihan Pehlivanı Mersinli Ahmet (Kireççi) (1914-1979) ile tanışmak ister. Halkevi Şeref Salonu’nda düzenlenen toplantıda, şampiyon güreşçimizi kucaklar, yanaklarından öper, lafını söyler:
- Merhaba Ahmet, biz seni çok seviyor ve gurur duyuyoruz. Benim de güreşçi olduğumu biliyor musun?
Mersinli Ahmet, “Evet majeste duymuştum” der.
Kral Faruk, yarı şaka yarı ciddi güreş tutmayı önerince pehlivanımız bir an duraklar. Önce gülümser, sonra sözünü sakınmadan şu karşılığı verir:
- Majesteleri, siz Mısır Kralı’sınız. Ben de pehlivanım. Bu güreşi ciddiye alırım, şakam yoktur!
Kral Faruk, Ahmet Pehlivanın sırtını sıvazlar, lafı bağlar:
- Aferin şampiyon, senin çok mert ve dürüst bir insan olduğunu biliyordum, bir daha inandım.
Yarı şaka yarı ciddi söz düellosu, güreş minderine varmadan tatlıya bağlanır.
Bu ziyaretten iki yıl sonra, Mersinli Ahmet, 1948 Londra Olimpiyat Oyunları’nda şampiyon olur.


