Sevim’e göre bu gelişimde en kritik unsurlardan biri haberleşme altyapısı oldu. 1868’de telgraf hattının kurulması, 1870’te ilk postanenin açılması ve 1873’te Posta ve Telgraf İdaresi’nin oluşturulmasıyla Mersin’de kurumsal iletişim ağı oluştu. Osmanlı döneminde Avusturya, Rusya ve Mısır gibi yabancı posta teşkilatlarının da şehirde faaliyet göstermesi, Mersin’in uluslararası bağlantılarının gücünü ortaya koydu.
Deniz ticareti ve ulaşımı da haberleşmenin önemli bir parçasıydı. Fransız Messageries Maritimes gibi şirketlerin gemi postacılığı yapması sayesinde, kara yollarındaki aksaklıklar telafi edildi. Ayrıca demiryollarının devreye girmesiyle birlikte posta taşımacılığı trenlere taşındı ve “seyyar posta” sistemleri geliştirildi.
İşgal döneminde ise haberleşme stratejik bir güç haline geldi. Fransızlar posta ve telgraf sistemlerini kontrol altına almaya çalışırken, Kuvayı Milliye iletişim hatlarını ele geçirerek önemli avantaj sağladı. Telgraf hatlarının kontrolü, sahra iletişim sistemleri ve psikolojik hamleler, direnişin başarısında belirleyici oldu.
Cumhuriyet döneminde ise posta teşkilatı yeniden yapılandırıldı. Lozan Antlaşması sonrası posta ve telgraf hizmetleri milli yönetime devredildi, yeni düzenlemelerle sistem genişletildi ve kırsala kadar ulaştırıldı. 1920’lerde yeniden kurulan Mersin Postanesi ile birlikte haberleşme altyapısı güçlendirildi.
Sevim, özellikle “Adana pulları”nın tarihsel önemine dikkat çekerek, bu pulların sadece bir posta aracı değil, aynı zamanda Çukurova’nın kurtuluşunun simgesi olduğunu ifade etti. 1921’de basılan bu pulların, Türkiye’nin geçiş dönemini belgeleyen önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Sevim, posta tarihinin aynı zamanda toplumsal ve siyasal dönüşümün de bir aynası olduğunu vurguladı. (Haber Merkezi)


