Gençtarih, Türkiye’de erkek egemen, feodal ve militer değerlerin kadına yönelik şiddeti beslediğini vurgulayarak, kadınların yaşam güvencesinin her geçen gün daha fazla tehdit altında olduğunu belirtti. Kadın cinayetlerinin son yıllarda giderek arttığını ifade eden Gençtarih, özellikle aile içindeki şiddet olaylarının ciddi boyutlara ulaştığını söyledi.
Paylaşılan verilere göre, 2021 yılında 280 kadın öldürülürken, 217 kadın şüpheli biçimde yaşamını yitirdi. 2022’de 334 kadın, 2023’te 315 kadın, 2024’te 394 kadın, 2025’te ise 294 kadın erkekler tarafından öldürüldü; 2025’te şüpheli ölümler ise 297 olarak kaydedildi. Kadın cinayetlerinin en büyük oranının evli oldukları erkekler tarafından işlendiğini, ardından eski partnerler ve akrabaların geldiğini vurgulayan Gençtarih, “Erkek egemen aile yapısı kadınları öldürüyor. Bu gerçekle yüzleşmeden kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırmak mümkün değildir” dedi.
Kadına yönelik şiddetin yalnızca bireysel bir sorun olmadığını, toplumsal ve politik bir mesele olduğunu ifade eden Gençtarih, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunun siyasal gündemden çıkarıldığını ve kadına yönelik şiddetle mücadelede gerekli politikaların geliştirilmediğini savundu.
Gençtarih ayrıca İstanbul Sözleşmesi’nin önemine dikkat çekti. Sözleşmenin 11 Mayıs 2011’de Türkiye tarafından imzalandığını hatırlatan Gençtarih, sözleşmenin kadınların yaşam hakkını korumak için kapsamlı sorumluluklar yükleyen uluslararası bir mekanizma olduğunu belirtti. Ancak 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanlığı kararıyla sözleşmeden çekilme kararının kadınlara yönelik şiddet konusunda toplumda tehlikeli bir meşruiyet algısı yarattığını dile getirdi. Gençtarih, “İstanbul Sözleşmesi yaşatır söylemi boş bir slogan değildir. Kadınların yaşam hakkını korumak devletin en temel sorumluluğudur. Kadına yönelik şiddet politiktir ve biz kadınlar yaşamdan yanayız” diye konuştu. (Haber Merkezi)
