“Asgari ücret genel ücrete dönüşmüş durumda”

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda 2026 Yılı Bütçe Görüşmeleri kapsamında asgari ücretliler hakkında konuştu.

“Asgari ücret genel ücrete dönüşmüş durumda”


Asgari ücretlilerin yaşadığı sıkıntılara dikkat çeken Ekmen, “Aylardır bütçe çalışıyoruz, hep şunu söyledik: Emeklinin, asgari ücretlinin, çiftçinin, sanayicinin, kadınların ve gençlerin gözü Meclis’te ‘Devlet bize ne kadar bütçe ayıracak?’ diye merakla izliyorlar. Asgari ücretli artık geçinmeye değil ayakta kalmaya çalışıyor, satın alma güçleri her geçen gün biraz daha eriyor. Gıda, giyim, barınma ve ulaşım harcamaları lüks kalemlere dönüşmüş durumda. Elbiselerin aile içinde el değiştirdiği, tadilat yapılıp kullanıldığı, yılda bir yeni bir kıyafet almanın bile zorlaştığı bir dönemdeyiz. 10 milyon civarında kişi asgari ücretle çalışıyor. Buna asgari ücretin biraz üstünde maaş alan kişileri de eklediğimizde toplumun yarısına yakını belirlenecek bu ücretten direkt olarak etkileniyor. Asgari ücret artık maalesef taban değil, genel ücrete dönüşmüş durumda. Nitelikli, niteliksiz ayrımı silikleşti, ortadan kayboldu. Asgari ücret tüm ücretler üzerinde baskılayıcı bir ücret çıpasına dönüştü, satın alma gücü açısından asgari ücret özellikle son üç-dört yılda ciddi biçimde eridi. Maaşlar artıyor gibi görünse de asgari ücretlinin pazarda doldurabildiği fileler küçülüyor” dedi.

 

“ASGARİ ÜCRETLİ NE YİYECEK NE İÇECEK?”

 

Ekmen, asgari ücretli bir ailenin ay sonunu getiremediğini belirterek, “İki çocuklu bir aile için, özelikle de çocukları okula gidiyorsa tablo daha da ağır. Kırtasiye, servis, kıyafet ve temel ihtiyaçları karşılamak için tek maaşla geçim imkânsız hâle gelmiş durumda. Bunlar bir yana, artık çocuklar beslenemiyor. İstanbul Milletvekilimiz Elif Esen Hanım okula aç gidip, aç dönen çocukları anlattı. Oğlum Çankaya'da bir devlet okuluna gidiyor; okul kantininde tost 60, su 10 lira, öğle yemeği ise toplu yemek suretiyle 210 lira. Yirmi iki gün boyunca okulda yemek yemenin bedeli 4.400 lira. Yirmi iki gün boyunca bir çocuk sadece tost yiyip su içse 1.540 lira. Soru basit, asgari ücretliyi bırakın memur çocukları dahi okulda her gün yemek yiyebiliyor mu? Hatta her gün tost veya simit yiyebiliyor mu? Geçen yıl öngörülen enflasyon baz alınarak yapılan artış ağır bir hak kaybı yarattı, sadece bu hesaplama farkı nedeniyle her asgari ücretli devletten %15 alacaklı hâle geldi. Asgari ücretli zaten yılın ilk aylarında zammı tüketmişti bile. Bu yıl yapılması gereken artış yalnızca hedef enflasyonu değil, geçmiş kayıpları da telafi edecek bir düzeyde olmak zorunda. Aksi hâlde, asgari ücret daha yılın ilk aylarında açlık sınırının gerisinde kalabilir. TÜRK-İŞ, DİSK-İŞ gibi kurumların açlık sınırı, yoksulluk sınırı gibi tespitlerine zaman zaman iktidardan itirazlar geliyor ve bunlar birçok hesaplamada dikkate dahi alınmıyor. Türkiye'nin en büyük market zincirlerinden birinden bugün alınan fiyatları paylaşmak istiyorum: 1 kilogram dana kıyma 785 lira; 1 litre süt 45,95; 800 gram mama 699,95; 1 paket yenidoğan bezi 249,95; 1,5 litre su 8,95; 1 ekmek 15 lira; ÇAYKUR'un 1 kilo çayı ise 299,95. Liste böyle uzuyor. Bu market fiyatlarıyla asgari ücretli nasıl geçinecek? Ne yiyecek ne içecek? Gençler nasıl evlenip, nasıl ev geçindirecek?” diye sordu.

 

GEÇMİŞ YILLARIN KAYIPLARI TELAFİ EDİLMEDEN YAPILACAK HER ARTIŞ, ASGARİ ÜCRETLİYİ SİSTEMATİK BİR BİÇİMDE YOKSULLAŞTIRMAKTADIR

Asgari ücretlinin geçmiş yıllardaki kaybının öncelikle giderilmesini belirterek, “Büyük şehirleri ortalama kira 22 bin lira civarında seyrediyor. Bu rakam neredeyse net asgari ücretin tam olarak karşılığı bir rakama denk geliyor. Asgari ücretli bekar ise ev arkadaşı bulmak zorunda. Sadece bu kira göstergesi bile asgari ücretlinin evlenebildiğinde başını bir odaya sokabilmesi, bir evi olsa geçinebilmesi imkânı veya imkânsızlığını ortaya koyuyor. Son iki yıldır asgari ücret artışları gerçekleşmiş enflasyona göre değil, bir sonraki yılın enflasyon beklentisine göre belirlenmektedir, ara dönem artışları da hayal oldu. Bu, emeği koruyan bir sosyal devleti değil, çalışanı enflasyon karşısında savunmasız bırakan bir anlayışı yansıtmaktadır. Geçmiş yılların kayıpları telafi edilmeden yapılacak her artış, asgari ücretliyi sistematik bir biçimde yoksullaştırmaktadır. Genel Başkanımız Sayın Ali Babacan tarafından açıklanan 33.157 liralık asgari ücret teklifi rastgele telaffuz edilmiş bir rakam değil; matematiği, gerekçesi ve sosyal karşılığı olan minimum bir tekliftir. Bu rakam geçen yıldan kalan %15'lik kaybı, bu yılın enflasyonunu ve en az %5'lik refah kaybını dikkate alarak yapılmış bir hesaplamadır. Yaklaşım nettir, geçmişin kayıpları telafi edilmeden asgari ücretlinin geçim zorluğu sona ermez. Üstelik bu hesap yapılırken TÜİK'in açıkladığı resmî enflasyon verileri esas alınmıştır. Gerçek hayat pahalılığı dikkate alındığında, bu rakamın bir lüks değil, vatandaşımızın insanca yaşayabilmesi için minimum düzey olduğu ortadadır, bunun bile ne kadar yeterli olduğu, olacağı tartışmalıdır” açıklamasında bulundu. (Haber Merkezi)