“İstismarı anlatırsa çocuğu suçlamayın” | Güney Gazetesi Mersin

“İstismarı anlatırsa çocuğu suçlamayın”

Adli tıp uzmanı Prof. Dr. Dokgöz, Bağcılar olayını “Kırmızı Pazartesi’ye benzetti

“İstismarı anlatırsa çocuğu suçlamayın”


ABİDİN YAĞMUR

Çocuk hakları, çocuk istismarının önlenmesi gibi konularda çalışmaları bulunan adli tıp uzmanı Prof. Dr. Halis Dokgöz, çocuğa yönelik cinsel istismar vakaları konusunda aileleri ve öğretmenleri uyarıyor: Davranış değişikliklerini izleyin. Çocuk anlatırsa çocuğu suçlamayın. İstismarcıyı uzaklarda aramayın!

İstanbul Bağcılar’da su dükkânı işleten bir şahsın, çok sayıda çocuğa cinsel istismarda bulunduğu, bazı çocukları senelerce istismar eden şahsın dükkânın bir bölümünü ses geçirmez oda haline getirdiği ve çocukları burada alıkoyduğu haberleri Türkiye’yi sarstı.

Çocuk hakları, çocuk istismarının önlenmesi gibi konularda çalışmaları bulunan MEÜ Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Halis Dokgöz, son olay üzerinden çocuk istismarı konusunu Güney’e değerlendirdi.

 

MARQUEZ’İN KIRMIZI PAZARTESİ ROMANI GİBİ

 

“İstanbul’daki olayı ben Marquez’in “Kırmızı Pazartesi” romanına benzetiyorum. Herkes tarafından bilinen bir olay aslında ama herkes bilmiyormuş gibi davranıyor” diyen Halis Dokgöz, “Aslında bu tür çocuk istismarlarında çocukların ifadeleri, hikayeleri olayın ortaya çıkarılması açısından çok değerlidir. Eğer bir çocuk bir cinsel istismardan söz ediyorsa, cinsel içerikli bir durumdan söz ediyorsa bunu mutlaka ciddiye almamız gerekiyor. Çocukla yetişkin arasındaki cinsel istismar olayında bir kısır döngü vardır. Bu döngüyü kırmamız lazım. Saldırgan çocuk üzerinde bir tahakküm kurar, bu tahakkümü kurarken de elindeki tüm doneleri kullanır. Yaş farkı olduğu için, güç farkı olduğu için, eğitim farkı olduğu için bunu çok rahatlıkla kullanır. Çocuk örneğin bunu sevgi işareti sanabilir. Çocuk kandırılabilir. Çocuk korkutulabilir” dedi.

 

“SALDIRGAN NASIL OLSA CEZA ALMIYORUM DİYEREK BAŞKA KURBANLAR BULUYOR”

 

Ebeveynlerin, profesyonellerin ve öğretmenlerin şüphelendikleri durumlarda çocukla iletişim kurmalarını öneren Dogöz, “Bunu yapmadığımız zaman saldırgan eylemlerine devam ediyor, eylem çeşitliliğine geçiyor, cinsel istismarın başka aşamalarına geçiyor hatta öldürebiliyor. Ya da başka kurbanlar seçiyor. Nasıl olsa kimse görmüyor, nasıl olsa ceza almıyorum diyerek eylemlerini başka kurbanlar üzerinde sürdürüyor. İstanbul olayına buradan da bakmak lazım” ifadelerini kullandı.

Aile için çocuk istismarlarında çocuğun bunu sevgi işareti zannettiği için şikayetçi olmayabileceğini, çocuğun davranışlarında bir değişiklik görülmeyeceğini ifade eden Dokgöz, cinsel istismara uğrayan çocuklarda davranış değişiklikleri olabileceğini belirterek şunları söyledi:

“Çocuk eğer bir yabancı tarafından ya da tanıdığı, bildiği, sevdiği, güvendiği biri tarafından cinsel istismara uğradığını anlıyorsa çocukta davranış değişiklileri görebiliriz. Örneğin yatağını ıslatma. Örneğin okula gitmeme, ders başarısında düşme… Yani çocuğun günlük rutin içinde yaptığı uygulamalarda değişiklik göze çarpıyorsa ailelerin kafasında ne oluyor diye soru işareti oluşmalı. Çocuklarıyla iletişim halinde olması gerekiyor ailelerin. Çocuklarınıza kızarak, hakaret ederek, aşağılayarak bir davranış modeli geliştirirsek çocuklarımız bizimle bir şey paylaşmazlar. Paylaşmadıkları için de başlarına korkunç olaylar geldiğinde fark ederiz.  Ailenin çocuklarıyla konuşması, ebeveyn ilişkisini iyi kurması gerekiyor. Bu birinci nokta. İkincisi, çocukların aile yaşamında rutin dışı değişiklik varsa burada kuşkulanmak gerekir. Cinsel içerikli konuşma, erken kalkma ya da geç kalkma, uyumama gibi rutin dışı değişiklikler uyarıcı olmalı. Okullarda da özellikle ders öğretmenleri ve rehber öğretmenlerin dikkatli olması gerekiyor. Başarılı olan çocuk birdenbire başarı düşüyorsa, devamsızlık yapıyorsa, sigara gibi maddelere yöneliyorsa burada da istismardan şüphelenmek lazım.”

“UZAKLARDA ARAMA…”

 

İstismarcıları çok uzaklarda aramanın yanlış bir yaklaşım olacağına değinen Prof. Dr. Halis Dokgöz, “İstismarcılar bizim çok yakınımızda. Bilimsel çalışmalar şunu gösteriyor. İstismarcıların yüzde 85’i yakınlar. Yüzde 15’i yabancılar. Yüzde 85 içinde aile bireyleri var, öğretmenler var, mahalle esnafı var. Eylemler çocuğun girip çıktığı yerlerde gerçekleşiyor ki bu eylemleri yapanlar da çocuğun tanıdığı kişiler. Nereden yararlanıyor saldırgan? Çocuğu tanımaktan yararlanıyor. Çünkü çocuk ona güven duyuyor. Abi diyor, hocam diyor, amca diyor. Güvendiği için bu eylem gerçekleşiyor. Yani cinsel istismar eylemi tanıdığı bildiği mekanlarda tanıdığı bildiği kişiler tarafından gerçekleştiriliyor. Yüzde 85 çok yüksek rakam. Önce yakınlarda aramanız lazım. Mesela çocuk her zaman ekmek aldığı yere gitmek istemiyorsa orada şüphelenmek lazım” ifadelerini kullandı.

 

“ÇOCUĞUN ANLATTIKLARINI CİDDİYE ALIN”

 

Peki, bir aile çocuğunun cinsel istismara uğradığından şüphelenirse ne yapması, nasıl davranması lazım. Prof. Dr. Halis Dokgöz bu konuda şunları söyledi:

“Eğer aileler bir çocuk istismarından şüphelenirlerse çocuğu suçlamasınlar. Niye gittin oraya, ne işin vardı orada gibi suçlayıcı yaklaşımlar çocuğun kilitlenmesine, içe kapanmasına ve eylemle ilgili buğuları yok etmesine yol açar. Biz hem saldırganı tespit edemeyiz hem de çocuk saldırıya uğradı mı uğramadı mı anlayamayız. Bu durumdan da saldırgan yararlanır. Çocuğu anlamaya çalışmalıyız, değerlendirmeye çalışmalıyız, okullarda rehber öğretmenlerden yardım almalıyız, mutlaka tıbbi destek almamız gerekir. Görmezden gelirsek cinsel istismar kartopu gibi büyür. Mümkün olduğu kadar erken müdahale etmemiz gerekiyor. Çocuğu ciddiye alacağız, suçlamayacağız ve yokmuş gibi davranmayacağız. Bunu yaparsak hem çocuğu kurtarırız hem de başka çocukların istismara uğramasını engelleriz. Bu artık sadece hekimlerin, hukukçuların sorunu değil. Bu artık toplumsal bir sorun. Ne kadar çok yargıya yansırsa insanlar o kadar hareket geçer. Çünkü şöyle bir algı var: Cezasızlık var, şikayet etsem de bir şey olmaz! Böyle bir şey yok. Türkiye’de cezalar oldukça yüksek. Şikayetçi olup süreci başlatmamız lazım.”