“Güven sorunu var” | Güney Gazetesi Mersin

“Güven sorunu var”

“Güven sorunu var”

MAHMUT SÖNMEZ

 

MTSO Başkanı Ayhan Kızıltan, dolar kurunun 18 liraya kadar çıkmasının ardından dövize endeksli TL mevduatı dönemine geçilmesini ve doların yeniden 12 lira seviyesine düşmesini değerlendirdi. Kızıltan,  “iş dünyası, ihracatçı önünü görsün diye dövize olan talebi düşürmek için ve mevduat faizlerini baz alarak devlet bir taahhütte bulunuyor. TL mevduat faizi ve kur arasındaki fark artarsa farkı devlet karşılama garantisi veriyor. Yani, artık kimse kur riski almayacak, kur yükselirse devlet bu farkı vatandaşın cebine koyacak deniyor. Bu, vatandaş ve piyasalar adına güzel, ihracatçı açısından da kur belirsizliği ortadan kalkıyor. Ama devlet, hazine ve bütçe adına rasyonel bir risk mi? Burada hazinenin üstleneceği büyük bir risk ve yük var.  Bir gün önce yüksek kur düşük TL’nin ekonomik politika olduğu söyleniyordu ve dönüş yok deniyordu, bugün değerli TL, düşük kur çözümüne başvuruluyor. Mademki kuru bir günde düşürmek mümkündü, neden daha önce yapılmadı? İhracata yönelik yüksek kur ekonomi politikası modelinden neden vazgeçildi, bu konular iyi irdelenmeli ki, bir daha böyle bir sorun yaşanmasın. Tüm bunların ötesinde düşen kur piyasalara olumlu yansıyacak mı? Faizlerde, benzin fiyatlarında, ham madde fiyatlarında, gıda ve hayat pahalılığında da bu düşüşü görebilecek miyiz? Elbette bu kararın bir de enflasyon sonucu var. Kısa vadeli olumlu yanları, orta ve uzun vadede ciddi riskleri var.  Sorun güven sorunudur.  Türkiye’de TÜİK’ten Merkez Bankası’na kadar kurumlara bir güvensizlik var. Bu kurumların verdiği karar ve bilgilere dayanarak alınan makro kararların yarattığı bir güvensizlik var. Sonuçta ekonomi güven üzerine inşa edilir” dedi.

 

“İSTANBUL VE MARMARA TAKINTISINDAN KURTULALIM”

 

“Güncel sorunlar orta ve uzun vadeli planlarımızı unutturmamalı” diyen Kızıltan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tüm bu güncel sorunların ötesinde, ülke ekonomisinin orta ve uzun vadeli sorunları ve yapısal sorunları var. Uzun süredir sürekli gündeme getirdiğimiz bir şey var: Marmara Bölgesi, özellikle Kuzey Marmara, İstanbul ve Körfez bölgesi sanayi anlamında kapasitesini tamamlamış, hatta aşmıştır.  Bugün Mersin ve Adana bir “Çukurova Ekonomi Bölgesi” olarak destek görmelidir. Burası ekonomik değeri ile yeni bir İstanbul olur. Mersin, Adana, Hatay, Osmaniye ve Kahramanmaraş illerini içeren Doğu Akdeniz Bölgesi tam bir yeni ekonomi bölgesidir. Buna göre desteklenmelidir. Burası üretim, ticaret, lojistik ve liman gücüyle Türkiye’nin yeni Marmara’sı neden olmasın? Türkiye’de yeni bir Marmara yaratmak ülke ihracatını, istihdamı ikiye katlamak demektir, zenginliğimizi iki kat arttırmak demektir. Göçün durması, insanların kendi toprağında ekmeğini kazanması ve refahın ülke geneline homojen, eşit, adil dağılması demektir. Bu vizyon Ulusal Kalkınma Planımızda da var aslında. Ama bir türlü hayata sokamıyoruz. İstanbul ve Marmara takıntısından kurtulamıyoruz. Rantı sadece burada kurguluyoruz.  Bugün sadece Mersin’in satış hacmiyle, kar oranıyla, ihracatıyla ve yarattığı istihdamla İSO 500 ve İSO 1000 listelerine giren firmalarımızın dışında, Anadolu’nun ilk 500 büyük firması araştırmasında bu listeye giren 13 değerli Mersin şirketi var. Bu şirketler gıdadan ticarete, tekstilden madene, metal işleri sanayisinden makine sanayisine, ambalajdan inşaata farklı sektörlerde iş yapan, hem de küresel ölçekte çalışan, dünyanın bildiği firmalarımız. O halde neden hala İstanbul ve Marmara takıntısından kurtulamıyoruz? Neden bu zenginliği Anadolu’ya yaymak için daha önce verilen kararları hayata geçirmiyoruz? Türkiye artık önceliklerini belirlemeli ve adım adım bunlara odaklanmalıdır. Öncelikle planlı bir ekonomiye geçilmeli, yeni ekonomi bölgeleri desteklenmeli, ekonomide “üretim ve üretici”  odak destek alanı olmalı, üretilen her şey ihracata entegre edilmeli ve ekonomideki yenilikçi, yüksek teknolojili, katma değer üreten dijital sistemler ve yaklaşımlar şirketlerimizin vizyon programlarına alınmalıdır. Eğer bir rant yaratılacaksa, üretimde yaratılmalıdır.”