“Limonumuz Katar’da, Tarım işçimiz açlıkta, ölümde”

Mersin Güvencesiz İşçiler Derneği (GİŞDER) Başkanı Abdusselam Kutlu’ya mevsimlik tarım işçilerinin çalışma sorunlarını ve derneğin aktivitelerini sorduk.

“Limonumuz Katar’da, Tarım işçimiz açlıkta, ölümde”

Sadece Mersin’de 15 bin mevsimlik işçinin olduğunu söyleyen Kutlu, hala kamyon kasalarında öldüklerini, haklarını alamadıklarını, birçoğunun okul yerine tarlalarda olduklarını aynı şehirde yaşamalarına rağmen yerel yöneticilerin de en az Ankara kadar kendilerinden uzak olduğunu anlattı.

-Öncelikle bu derneği neden kurmak istediniz, hangi sorunlar veya ihtiyaçlar sizde bu derneği kurma gereksinimi yarattı?

ABDUSSELAM KUTLU: Daha önce bu alanda faaliyet gösteren derneklerimiz vardı ne yazık ki ya kapatıldı ya da feshedildiler. Tarım alanında, mevsimlik işçilerin sorunlarına yönelik çalışma yürüten herhangi bir derneğin olmayışı çok önemli bir faktördü. Sadece Mersin’de 15 bine yakın tarım işçisi var. Narenciye, depo, sera, paketleme…Çukurova’nın tümünde yaklaşık 150 bine yakın tarım işçisi var, Suriyelileri de eklersek sayı bir hayli artıyor.

-Dernek kurulmadan önce ne gibi sıkıntılar vardı?

A.K. :Öncelikle ekonomik sıkıntılar vardı. Biz derneği açmadan önce Akdeniz İhracatçılar Birliği (AKİB) ile yevmiye için görüşmelere gidildi. Bizlere ‘Kurumunuz yok, gelecek sene görüşmelere sizleri alamayabiliriz’ dediler. Bu durum zaten var olan dernek kurma planlarımız hızlandırdı, Kısa sürede GİŞDER’i kurduk. 3 – 4 yıl öncesine kadar durum o kadar vahimdi ki o zamanlar işçiler sezon boyunca çalışırlardı ve ne kadar alacaklarını bilmezlerdi, sezon bitiminde işverenlerin verdiği ücrete razı olup susarlardı. Çukurova’da bizle beraber 6 derneğin çabasıyla artık AKİB’le oturup pazarlık yapıyoruz.

-Daha önceleri işverenle işçi arasında aracı olan elçilerin komisyonlarının yüksekliği ile ilgili sorunlar vardı, hala devam ediyor mu ve elçiler de deneğinize üye mi?

A.K. : Elçiler de üyemiz. Kimseyi ayırt etmiyoruz ve beraber mücadelenin yolunu arıyoruz. Daha önce elçiler hakkında AKİB’le bir anlaşma var burada elçilerin komisyonu yüzde 10 olarak belirlenmiş. Biz dernek olarak bu komisyonu indirmenin çabasını veriyoruz ve bu konuyu da zaman içinde halledeceğiz.

-Güvencesiz işsizlik sadece tarım değil, birçok alanda var. Sizin farklı alanda güvencesiz çalışan işçilerle ilgili bir çalışmanız var mı veya üye olabilirler mi?

A.K. : İnşaat işçileri ve evden eve nakliyat işçileri, seracılar ve paketçiler var. Zamanla daha fazla çalışana ulaşıp güç birliği yapacağımızdan eminiz.

-Şu ana kadar güvencesiz işçilerin ne gibi sıkıntılarını çözüme kavuşturdunuz veya amaçladığınız hangi hedeflere ulaştınız?

A.K. : Kafaralı daha berrak, artık ne alacaklarını biliyorlar ve pazarlık yapabiliyorlar. Ayrıca eskiden işçi – elçi arasında ya da elçi – işveren arasında alacak sorunu olabiliyordu, şu an o sorunu ortadan kaldırdık, işçinin hakkını yiyenin karşısında duruyoruz.

-Kurulduğunuzdan bu yana yerel yönetimler, kamu kurumları veya siyasilerden bir destek gördünüz mü veya talepleriniz oldu mu?

A.K. : AKİB üzerinden valilik ve emniyetle görüşmelerimiz oldu. Pandemi sürecinde çalışma izinlerine dair onlarda gereken kolaylığı o süreçte bizlere gösterip çalışma izinlerimizi verdiler. Ama onlar harici Mersin’de ki yerel yönetimlerde en az Ankara kadar bize ve sorunlarımıza uzak. Hiçbir kurum yardımcı olmuyor. Sorunlar çok ama örneğin bugün iki tarım işçisi servisimiz Silifke’de durduruldu, hiçbir eksik belge olmamasına rağmen iki araca da ceza yazdılar. Mazerette güzergah belgesi.

-Güzergah belgesinin inisiyatifi kimde?

A.K. : Bu belgenin inisiyatifi Büyükşehir Belediyesi’nde. Kocamaz zamanında iki kere yönetmelik değişmiş yolcu taşıma vasfı S plakalara verilmiş ve ihale ile fabrikalara, tekstillere ve alışveriş merkezlerine vermişler. Bunu değiştirmekte Büyükşehir’in elinde, meclisten geçirebilirler buna hiçbir siyasi grubun itiraz edeceğini düşünmüyoruz. Nitekim ulaşım sırasında can veren tarım işçilerinin sayısı ortada maalesef. Ulaşım Daire Başkanı Ersan Topçuoğlu ile iki sefer görüştük, yardımcı olacağını söyledi, 1 Nisan 2020’de Ankara’da bir toplantı olacağını ve bu sorunu orada dillendireceğini belirtti bizlere. Ama maalesef hala ses yok.

-Onların inisiyatifinin dışında olabilir mi acaba bu güzergah belgesi?

A.K. : İnisiyatif onlarda, yapmak mı istemiyorlar, Ulaştırma Bakanlığı’ndan yetki yazısı mı bekliyorlar bir şey diyemeyeceğim. Ama Vahap Bey sağ olsun, 14 aydır Büyükşehir’den randevu talep ettik yeni randevu verdiler bize. Biz sıkıntılarımızı kendisine ilettik ama üzerinden üç ay geçmesine rağmen hiçbir gelişme olmadı. Bizde tekrar randevu talebinde bulunduk ama randevu talebi oluşturan çalışan ısrarla ‘detaylı şekilde ne için görüşeceksiniz ne istiyorsunuz’ diye sorular yöneltti bize. Biz emeğinin hakkını alamayan, yollarda kamyon kasalarında ölen tarım işçilerini temsil ediyoruz. Ne konuşabiliriz başkanla? Başkana ulaşmak için bu sorulara neden maruz bırakıyoruz? Sadece Büyükşehir değil birçok yerel yönetim böyle. Bir kurum veya derdini anlatabilmek için yetkili mercilere aylarca ulaşamıyor ve böyle sorgulara tabi tutuluyorsa sorun var demektir. Aslında sorun çok basit Büyükşehir yetkilileri bir yazı yazıp ‘Ben burada İçişleri Bakanlığı’nın belgesini izin yapıp tarım işçilerinin servis araçlarına veriyorum, bu araçlar güzergah belgesinden muaftır’ çünkü Cumhurbaşkanlığı ve içişleri Bakanlığı bu kolaylığı sağlamış tarım işçilerin sadece bir kağıt.

-Tarım işçileri özellikle taşıma konusunda sıkıntılar yaşamakta, senede onlarca işçi trafik kazalarında can vermekte özellikle araç kapasitesinin neredeyse iki katı işçi araçlara bindirilmekte.

A.K. : Bu yetkililerin, işverenlerin tarım işçisine bakışını fazlasıyla ortaya koymakta. Yetkililer basit düzenleme ve gereksiz bürokrasi ortadan kaldırarak işçilere yardımcı olabilirler. Mevsimlik tarım işçileri 17 kişilik araçlara 35 kişi binmek zorunda kalıyor. İşveren ve fabrikalar için ikinci bir servis kazandıkları para yanında gerçekten çok küçük bir gider. Ama giderden kısmak için işçiler balık istifi gibi arabalara sığışmak durumunda kalıyor. Devlette tarım işçisi servisi yapan araçlara ÖTV’de indirim yapıp giderlerini azaltsa servislerin bu kadar işi her sene yollarda can vermek zorunda kalmayacak. Geçen sene Mersin’de yaşadık eski model bir servis aracı işçileri taşırken yokuş aşağı freni tutmadı ve Erdemli’de iki can verdik.  Bu olayın ardından Mersin’de hiçbir yetkili bizi arayıp başsağlığı dileme gereği bile duymadı.  Ülke ekonomisini yüzde 37’si tarıma dayalı ihracatla ayakta. Bu aç kalan, yollarda ölen, kimse tarafından değeri bilinmeyen bu işçiler sayesinde oluyor. Bütün sofraların mimarı bu insanlar, ama hala bazı işverenlerin gözü bu insanların emeğinde, yetkililerde maalesef sorunları sahiplenme yerine görmezden geliyorlar.

 

“Yerli işçiye 124 lira, göçmen işçiye 55 lira”

 

-Bildiğimiz kadarıyla özellikle Çukurova’da azımsanmayacak sayıda göçmen tarım alanlarında çalışıyor onlara dair bir çalışmanız oldu mu ya da onların bu alanda nasıl bir etkisi oldu?

A.K. : İşverenler Suriyeli çalışan üzerine müthiş bir sömürü politikası sürdürüyor. Özellikle Hatay’da 55 liraya Afgan ve Suriyeli işçi çalıştırıyorlar. Yerli işçiye 124 lira vereceğine, göçmene 55 lira veriyorlar. Bu da tabi yerli tarım işçisini zor duruma sokuyor.

-Mevsimlik tarım işçiliğinin diğer bir acı yüzü de çocuk işçiler bu sorun hala devam ediyor mu?

A.K. : Maalesef hala devam ediyor. Özellikle ülkenin doğusunda yatırımın ve iş alanının olmaması hasebiyle insanlar kışın çalışacak bir iş bulamıyor ve karnını doyurmak için maaile çocuklarda dahil Çukurova’ya mevsimsel olarak göç etmek durumunda kalıyorlar. Maalesef aileler 12 -13 yaşındaki çocukları da çalıştırmak zorunda kalıyor.

-Bu çocukların haliyle okulları da aksıyor değil mi?

A.K. : Daha acısını söyleyeyim, Aksamıyor! Çünkü; bu çocuklar okumuyor, okuyacak durumları yok. Anneleri onlara defter alırsa ekmek alamaz, silgi alırsa yağ alamaz. Durum kadar vahim, 21. yüzyılda bir çocuk bunlara reva görülüyor. Tarım işi, yetkililerin rekolte açıklarken, fiyat açıklarken verdiği rakamlardan ibaret değil söyledikleri ‘Limonumuz Rusya’da, portakalımız Katar’da, domatesimiz şahların sofrasında’ söylemlerinden ibaret değil, bunları bu sofralara taşıyan tarım işçilerimiz nerede? Ya kamyon kasasında savrulup trafik kurbanı ya da yaşarken açlıkla boğuşuyorlar. Rakamların ardında, gözlerini kapatıp görmedikleri veya görmek istemedikleri onlarca karanlık nokta ve acı var.

-Son olarak Türkiye’de neredeyse her yıl mevsimlik tarım işçilerine yönelik ırkçı saldırılar oluyor, sizce nedeni nedir, Çukurova’da ya da Mersin’de bu türden saldırılar oluyor mu?

A.K. : Bu saldırıların devam etmesinin en büyük sebebi bana göre caydırıcı cezaların uygulanmaması maalesef. Diğer taraftan toplum olarak emeğe verdiğimiz değerin aynasıdır bu gibi olaylar. Ama Çukurova’da böylesi ırkçı saldırılar yok. Çünkü, Çukurova’nın kozmopolit bir yapısı var Kürt, Türk, Arap, gayrimüslim birçok etnik yapıda ve inançta insan bir arada yaşamaktadır. Bu da bu bölgede insanlara bir mozaik gibi farklı renklerde ama bir arada, farklılığı zenginlik olarak kabul etmeyi öğretti sanırım. Bu saldırıların olduğu yerlerde insanların dilleri, alacakları, paraları bahane edilerek ırkçı saldırılar düzenleniyor. Bunun önüne de yetkililer caydırıcı ve ödün vermeden cezalar vererek bu olayların tekrar edilmesine ya da minimize edilmesini sağlayabilir. (Haber Merkezi)