“Oğlum yaşıyor, bulup bana getirsinler”

Mersin’den Irak’a çalışmaya giden, ancak 15 yıl önce Tikrit-Kerkük karayolunda uğradığı saldırıda çapraz ateşte öldüğü bildirilen Hüseyin Aytaç’ın ailesi, oğullarının hala yaşadığını iddia etti. O zaman kendilerine teslim edilen cenazenin oğlu olduğuna inanmadığını söyleyen anne Çiçek Aytaç, “Beni kandırdılar. Benim oğlum yaşıyor. Cumhurbaşkanı’ndan çok rica ediyorum, eline ayağına düştüm, benim oğlumu bulsun bana getirsin” diyerek gözyaşı döktü.

“Oğlum yaşıyor, bulup bana getirsinler”

Irak’ta bir Türk firmanın yemekhanesinde çalışan ve o dönemde 23 yaşında olan Hüseyin Aytaç, izne geldiği Mersin’den işine dönerken Tikrit-Kerkük karayolunda Türk tır şoförleriyle birlikte saldırıya uğradı. Saldırıyı Ensar El Sünnet örgütünün gerçekleştirdiği belirtilirken, tırların yakıldığı olayda çapraz ateşte öldüğü bildirilen Hüseyin Aytaç’ın annesine 2 ay sonra DNA testi yapıldı. Test sonucunda cenazenin Aytaç’a ait olduğu ifade edilerek aileye teslim edildi. Cenazeyi Tunceli’de toprağa veren Aytaç ailesi, teste rağmen öldürülen kişinin oğulları olduğuna inanmıyor. Test sonucunu kabul etmeyen aile, Hüseyin Aytaç’ın hala yaşadığını belirterek, 15 yıldır yolunu gözlüyor. Oğullarının örgüt tarafından tutsak edildiğine inanan aile, yetkililerden yardım bekliyor.

 

“İKİSİNİN KAÇIRILDIĞINI SÖYLEDİLER”

Hüseyin Aytaç’ın, Mersin’in merkez Toroslar ilçesinde yaşayan annesi Çiçek ve ağabeyi Veli Aytaç, yıllardır yaşadıkları acıyı İHA muhabirine anlattı. 48 yaşındaki ağabey Veli Aytaç, 15 yıl önce kardeşi Hüseyin ile beraber Irak’a çalışmaya gittiklerini ifade ederek, “Kardeşim Mersin’e izne gelmişti. 15 Şubat 2005’te Irak’a dönerken yolda saldırıya maruz kalıyorlar. Olay Tikrit-Kerkük karayolu üzerinde meydana geliyor. Elazığlı Turan Ünal ile kardeşim Hüseyin Aytaç’ı çapraz ateşe alıyorlar. Orada ikisinin kaçırıldığını söylediler. Turan Ünal, Amerikan askerlerine kamyonla çimento getirirken, kardeşim de oradaki bir inşaat firmasının yemekhane sorumlusu olarak çalışıyordu” diye konuştu.

 

“BENİM KARDEŞİM YAŞIYOR”

Olayı duyduğu gün yıkıldığını dile getiren Aytaç, “Olaydan bir-iki gün sonra, o anı gördüğünü söyleyen bir kadın olduğunu öğrendim. Kendi imkanlarımla oradaki yemekhanede çalışan Tikritli bir arkadaşı gönderdim; kadın, kardeşimin sağ, ayağından vurulduğunu, kot pantolonunu yırtıp ayağını bağladıklarını ve sonra götürdüklerini söylemiş. 3-4 gün sonra bir haber aldık; bize bir mağara gösterdiler ve oraya 3-4 kişinin gözleri ve elleri bağlı olarak götürüldüklerini söylediler. Amerikan askerleriyle irtibata geçtik ve durumu anlattık. O mağaraya baskın yaptılar. Oradan yaklaşık 80 kişinin çıkarıldığını, yalnız benim kardeşimle birlikte 5 kişinin, baskından 2-3 saat önce mağaradan çıkarılıp götürüldüklerini anlattılar. Bize bunu Amerikan askeri söyledi; orada bir Türk kendilerine bunu anlatmış. Ben de ona istinaden diyorum ki; benim kardeşim yaşıyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun yardımlarını, desteklerini bekliyorum; bu konuda bize yardımcı olsunlar. Ben eminim ki, kardeşim şu anda sağ, bir yerde tutsak ama biz de bilmiyoruz. Bunu üstlenen örgüt, Ensar El Sünnet. Büyük bir ihtimalle onların elinde” ifadelerini kullandı.

 

“500 BİN DOLAR FİDYE İSTEDİLER”

Olaydan yaklaşık 10 gün sonra kardeşi ve Turan Ünal için çalıştıkları şirketlerden 500 bin dolar fidye istendiğini, parayı vermeye giden üç koruma ve bir muhasebecinin de saldırıya uğradıklarını ve sadece bir korumanın yaralı kurtulduğunu kaydeden Aytaç, “Biz bu korumayla daha sonra irtibata geçtik, kardeşimin sağ olduğunu söyledi. ‘Biz parayı verip kardeşini alacaktık ama bizi çapraz ateşe aldılar, üç arkadaşım öldü’ dedi. Onu da öldü diye bırakmışlar” şeklinde konuştu.

 

“15 YILDIR PERİŞANIZ. YARDIMLARINI BEKLİYORUZ”

“Ben Irak’tayken aileme DNA testi yapılmış” diyen Aytaç, Irak’tan getirilen bir cenazeyle ilgili daha öncesinde de Turan Ünal’ın ailesine test yapıldığını anlatarak, şöyle devam etti:

“Onlar itiraz edince annemi çağırıyorlar, İstanbul’a götürüp, ‘Bu sizin’ diyerek, cenazeyi bir şekilde veriyorlar. Annemin okuma yazması yok; bilgisi de olmadığından ben ‘cenazeyi almayın, geliyorum, DNA testini benimle yapsınlar’ dedim ama maalesef Mersin’e geldiğimde cenazeyi bir gün önce getirdiklerini öğrendim. O zaman çok yıkılmıştım, şu anda da halen öyleyim. Cenazeye bakma şansım olmadı. Sadece bizim aldığımız duyum; 2-3 parça kemik dediler ve yosunlaştığını söylediler. İki ay içerisinde o kemiklerin yosunlaşması mümkün değil.”

DNA testinin sonucuna inanmadıklarını kaydeden Aytaç, “Turan Ünal’ın kız kardeşiyle görüştüm. Ağabeyinin sağ olduğunu, oradaki arkadaşlarının kendisiyle görüştüğünü ve bir kampta olduğunu söylemişler. ‘Biz 4-5 sene yatıp çıkacağız’ diye bir haber göndermiş kendilerine. ‘Çıkacağız’ diyerek çoğul konuştuğu için kardeşimle beraberdi ve ikisinin aynı yerde olduğunu düşünüyorum. O yüzden Cumhurbaşkanımızdan ve Dışişleri Bakanı'ndan rica ediyorum, bu konuya el atsınlar, çünkü biz perişanız 15 yıldır. Yardımlarını bekliyoruz” dedi.

Ağabey Aytaç, yaklaşık 4-5 gün önce yeniden Dışişleri Bakanlığının Çağrı Merkezine başvurduğunu ve oradan gelecek haberi beklediğini, Irak Konsolosluğunu da aradığını, ancak yardımcı olamayacaklarının bildirildiğini anlattı.

 

“O BENİM OĞLUM DEĞİL, ÇÜNKÜ BENİM İÇİM YANMIYOR”

Anne Çiçek Aytaç ise yaşadıklarını gözyaşları içinde anlattı. 5 çocuğunun en küçüğü olan Hüseyin’in öldüğüne asla inanmadığını vurgulayan 66 yaşındaki anne Aytaç, 15 yıldır dinmeyen bir acıyla yaşadığını ve gözyaşlarının hiç dinmediğini söyledi. Çiçek Aytaç, “Bana gece ‘Hüseyin’i kaçırdılar’ diye haber geldi. Oğlum Veli’yi aradım ama o zaman ulaşamadım. Sonra birileri beni aradı ve ‘DNA testine geleceksin’ dediler, İstanbul’a DNA testine götürdüler. Hangi hastane olduğunu bilmiyorum, kendimde değildim, kollarımın altından tutup beni yürütüyorlardı. Allah kimsenin başına vermesin, çok zor bir şey. Orada bir süre bekledik, ben bayılmışım. Sonra benden kan aldılar. Bir yetkili bana dosyayı okudu ve ‘Biz 5 cenaze getirdik. İkisini verdik, şimdi üç cenaze var; biri sizin Hüseyin Aytaç, ikisinin de daha sahibi çıkmadı’ dedi. Ben de ‘Sen neden senin diyorsun? Bu benim değil. Ben oğlumu biliyorum. Benim oğlumu kaçırmışlar. O benim oğlum değil, çünkü benim içim yanmıyor’ dedim. Bir şekilde bana devrettiler. Bir hafta olmadan DNA testinin sonucu geldi. Ben çocuklarımı sakinleştirdim, ‘Korkmayın, o bizim değil’ dedim. Oğlum telefonla arayıp ‘getirmeyin’ dedi ama akrabalarımız getirmemizi istedi. Beni bağladılar, bir şey diyemedim. Ben oğlumun yüzünden gözlerimi kaybettim. Ağlıyorum, üzülüyorum. 15 sene geçti, gözlerim kapılarda, televizyonlarda, yollarda. Bir şey yapamıyorum, kolum kanadım kırık” dedi.

 

“KİM NE DERSE DESİN BENİM OĞLUM YAŞIYOR”

Cenazeyi toprağa verdiklerini, ancak oğulları olduğuna hiç inanmadıklarını belirten Aytaç, şunları söyledi:

“Ben o DNA testini kabul etmiyorum. O bizim değil. Ama imkanım el vermedi, bir şey yapamadım. Elim kolum bağlıydı, beni kandırdılar. Kim ne derse desin benim oğlum yaşıyor. Cumhurbaşkanı'ndan çok rica ediyorum, eline ayağına düştüm, benim oğlumu bulsun bana getirsin. Yeniden DNA testi yapılmasını istiyorum. Ben bu acıyı kabul etmiyorum Biz ailece oğlumun öldüğüne inanmıyoruz.” (İHA)