Advert
BEYAZIN VEDASI
Niyazi Ergün PARLAT

BEYAZIN VEDASI

Bu içerik 960 kez okundu.

Beyaza, beyazlığa, beyazlara, beyazlıklara veda. Henüz içimizden dışarıya doğru canımızı yakmakta olan şeylerle yüzleşemeden yenilerini buluyoruz karşımızda endişelerin.

Dengeni bozarlar ve kendini savunmakta kullandığın koruma duvarlarını yıkarlar. Bir boşluğa düşmek ne denli kötüyse, soluk alacak bir boşluk bulamamak da o denli kaygı verici.

Ot gibi, moloz gibi suya sabuna dokunmadan arada geçinip gitmek, gerçekte beyazlığa veda değil de nedir? Çocuksuluğun ve masalların yitirilmesi de öyle.

Başkalarının güçsüzlüğünden beslenenler yüzünden sandalları lodoslara terk etmek zorunda kalmak, ses veremeyenlerin sesi olamamak, öykünü her anlatmak isteyişinde susturulmaktır beyazın vedası.

Yıldızların kumda tükenişine tanık oluyor, teknolojiyle küçülen bir dünyada kapitalizmin girip talan etmediği bir kültür bulamıyorsan, kaçınılmaz olacaktır bu veda.

Bulutlar ve kar, uçuşup kaçışabilir. Ama dolu ve yağmur ne ağır. “Ben hep içerde, karanlıkta kalmaya mahkum, şemsiyeli ve yağmurluklu adam oldum,” der Julian Barnes. Bu da onun karanlığı.

 “Tatiller, umulan mutluluğun karikatürleridir,” diyen Tim Parks, aslında tatillerin bile insanlara özledikleri güzel anları yaşatamayabileceğini söyler. Lessing’in sözünü anımsayacak olursak; bazı insanlar yüzünden hala aklımızı yitirmemişsek, belki de yeterli düzeyde aklımız olmadığındandır. Yine Lessing’in bir başka sözü de şöyle: “Sana zarar verebileceklerin senden çekinmesi için, senin de onlara zarar verebilmen gerekir.”

Sophie Mackintosh ise şöyle diyor: “Güçlü duygular insanı zayıflatır, bedenini bir yara gibi açar,” diyor.  “Bugüne kadar dünyada kurulan bütün uygarlıkların temeli eşitsizliğe dayanır,” sözünü Cengiz Gündoğdu söylemiş.

Niçin beyazlıklara veda edip, siyaha “Merhaba” demek zorunda kaldık? Belki yeterince yaşam deneyimimiz yoktu.  Belki de yaşama sanatının derinliklerine inememiş, yüzeyinde kalmıştık.

“Daha önce olmayan ne oldu?” sorusunu sormayı akıl edemediğimiz için yitirdik ağartılarımızı. Beyazlara “hoşça kal” diyoruz, çünkü dünya üzerinde tel örgülerin olmadığı bir yer yok. Kararmaların bir nedeni de çoklu kırıklar, değil mi?  Jose Ortega y Gasset; “Yaşamak, bir ortamın umarsız tutsağı olmaktır,” diyor.

İnsanların düşlerindeki kişiyi yaşamalarına izin vermezler, ama mutlu aşkları öyküye dönüştürmek için kim kafa yorar ki?

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Başkan Tarhan’dan miniklere kar sürprizi
Başkan Tarhan’dan miniklere kar sürprizi
Toroslar Belediyesi'nden, öğrencilere tarihi çizgi roman
Toroslar Belediyesi'nden, öğrencilere tarihi çizgi roman