Candide, gazeteciler, bir de biz
Abidin YAĞMUR

Candide, gazeteciler, bir de biz

Bu içerik 522 kez okundu.

Voltaire’in eşsiz eseri Candide(Kandid diye telaffuz edilmesi öneriliyor) Fransız mizahının incelikleriyle örülmüş bir modern çağ eleştirisi.

Olay örgüsü öyle hızlı gelişiyor ki, daha dün bir beyin şatosunda yaşayan Kandid, birden bire köle oluyor, oradan kurtulup savaş esiri oluyor, oradan kurtulup subay oluyor…

O macera, bu macera derken Kandid’in yolu, çok farklı bir kültürün yaşadığı bir coğrafyaya düşüyor.

Kandid’in geldiği coğrafyada, Avrupa’da en değerli eşya, en değerli meta altın…

Ama Kandid’in tesadüfen geldiği o farklı kültürde altının, elmasın bir önemi yok.

Bizdeki çakıl taşı ne, onlarda altın o.

O derece yani…

***

Kandid tabi fırsatı kaçırmıyor.

Beş on kırmızı koyunun sırtına (Romanı çeviren Server Tanilli, bu koyunlar muhtemelen lamadır diyor) altınları yüklüyor, kendi dünyasına dönmek için çetin bir yolculuğa çıkıyor.

Ta nerelerden bizim İstanbul’a kadar uzanan o yolculukta Kandid, çok farklı kültürlerin yaşadığı, altının değersiz olduğu coğrafyadan topladığı o altınları, bizim kültürümüzün yaşadığı, altının değerli olduğu coğrafyada tüketiyor.

Kandid’in yağma yükü de buralarda yağmalanıyor.

***

Bizim gazetecilik mesleğinin, Kandid’in tesadüfen geldiği o ütopik ülke gibi olduğunu öğrendim ben, çok olmadı, yeni öğrendim.

Safım biraz, ondan oldu bu gecikme.

Meğerse biz gazeteciler, senelerce çok değerli bir servetin üzerinde oturmuşuz, gazetecilik çok değerli, çok itibarlı, birçok kapıyı açan, insanı ihya edebilen bir meslek imiş…

Biz bilememişiz…

Biz bilemeyince ne oldu?

Hani Kandid, o ütopik ülkeye gelip çakıl taşı gibi altın toplarken, o ülke halkı, ‘ne yapacak ki bu kadar sarı taşı’ diye bakıyordu ya.

Bizim gazetecilik mesleğine yağmaya gelenler de yok köşe yazısı, yok televizyon programı peşinde koşarken biz saf saf derdik ki, “Sanki ne olacak köşe yazınca?”

Meğer çok şey oluyormuş köşe yazınca.

Kartvizitte adınızın yanına gazeteci yazınca, daha çok şey oluyormuş.

Gazetede köşe yazınca, üstüne bir de televizyona çıkınca daha daha çok şey oluyormuş.

Tüm bunların üzerine bir de meslek örgütlerince girince, uf dünyalar senin oluyormuş.

Herkesin, gerçek mesleğini söylemenin yanı sıra bir de ‘gazeteciyim’ diyerek böbürlenmesi bundanmış.

Biz geç öğrendik.

Onca sene gazetecilik ettik de, bunlar gibi böbürlenemedik, iyi mi?

***

Geldik bugüne…

Devlet memuru değiliz.

İşçiyiz.

Hem elimiz kalem tutuyor, bugüne kadar binlerce yazı yazmışlığımız da var, eser yazmışlığımız da var.

Senelerin yazarlık birikimini bir çırpıda silecek halimiz yok ya.

Yazmaya devam ediyoruz.

Gazetecilik yapmamıza ne yasal mani var, ne ahlaki mani.

Gerisini tartışmak isteyen buyursun tartışsın.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
CHP'nin kanun teklifine barolardan destek
CHP'nin kanun teklifine barolardan destek
Tarsus İdman Yurdu yönetimi destek istedi
Tarsus İdman Yurdu yönetimi destek istedi