Kızıma, Bejan Ekin’ime ikinci mektup
Abidin YAĞMUR

Kızıma, Bejan Ekin’ime ikinci mektup

Bu içerik 361 kez okundu.

Geçen yıl, bugün, bu köşede yayınlanan yazı, sana ilk mektubum söyle başlıyordu:

“Bir iken olduk iki…

İki iken olduk üç…

Üç iken olduk dört…

Usta’nın dediğini tekrarlamak biz çırakların boynunun borcu:

-Hoş geldin bebek, yaşama sırası sende!

Hoş geldin…”

***

Bu yıl bu yazı da öyle başlasın:

Hoş geldin…

***

Ne çabuk, ne güzel geçti seninle bir yıl.

Gerçi hayattaki ilk üç beş ayında ben, seçim çalışmaları yoğunluğuna girmiştim. Sen daha 1 aylıkken, gece gündüz koşturmaya başlamıştık seçim ekibinde.

Sabah erken çıkıyordum, sen beşiğinde uyuyordun…

Gece geç geliyordum, sen beşiğinde uyuyordun…

Görmedim hayata ilk bakışlarını, ilk göz keşiflerini, ilk ses keşiflerini…

Mart ayının sonunda, sen 4 ayını doldurduktan sonra saatlerce vakit geçirmeye başladık seninle. Onun için belki, evde en çok bana tutkunsun bu sıralar.

Annen yazma dedi ama yazmazsam olmaz; aylardır tek kullandığın sözcük baba!

Beni görünce bir an evvel kucağıma atılmak isterken öyle bir baba deyişin var ki…

***

Sen dünyaya geldiğinde ablan Jiyan Eylül 5 yaşındaydı.

Sen sürünmeye başladığında ilkokul birinci sınıfa başladı ablan.

Seni sevmek konusunda kafası git gelli.

Bazen çok seviyor, sarıyor seni.

Bazen kıskanıyor, hırpalıyor.

Bazen seni oyuncak bebek gibi kullanmak istiyor.

Senin, ablana bakışın git gelli değil hiç. Gözlerinden okuyoruz, en çok onu seviyorsun. Onu izlerken öyle bir gülümsemen var ki…

Sonra birden bire öyle bir kahkaha atman var ki, “bebek mutluluğu, bebek sevgisi bu olsa gerek” diyorum.

Ablandan başka herkese mesafeli bakıyorsun.

Böyle üstten bakar gibi, dediklerini anlar da dinler gibi.

6 aylıktın sanırım.

Aşıya götürmüştük seni. Aşıdan sonra annenin kucağındaydın. Hemşire hanım annenle bir şeyler konuşuyordu.

Sen öyle dikkatli bakıyordun ki hemşire hanıma, sanki onu anlıyormuş gibi.

“Ne kadar dikkatli bakıyor, sanki anlıyormuş gibi” deyivermişti hemşire hanım da.

Sanki o cümleyi, o irkilmeyi anlamış gibi, dudağının kenarında belli belirsiz bir gülümseme ile bakmaya devam etmiştin.

***

Bazen dalıp seni izliyorum.

Etrafa dalgın bakmanı, insanlarla mesafeli iletişimini.

Çabuk öğrenmeni.

El becerilerin yüksek olacak gibi görünüyor.

Biraz daha hareketli, yaramaz olacaksın gibi. Annenle şimdiden düşünüyoruz, “nasıl baş edeceğiz yürümeye başladığında” diye.

***

Ben, ablan doğduğunda, süründüğünde, yürüdüğünde, konuştuğunda şöyle düşünürdüm:

“Jiyan Eylül’den başka bebeğimiz olsa sevemem…”

Cahilce, büyük konuşmuşum.

Seni kucağıma aldığım gün anladım bunu.

Günler, aylar geçtikçe öyle bir sevdim ki seni, seni sevmenin Jiyan Eylül’e olan sevgimi besleyip büyüttüğünü, Jiyan Eylül’ü sevmenin sana olan sevgimi besleyip büyüttüğünü anladım.

Baba olmanın sırrı, güzelliği, iki kızının olmasıymış, birini sevdikçe diğerini daha çok sevmekmiş meğer.

Meğer ben yarım yaşamışım, sizden evvel.

***

Bu yazıyı yazarken görüntülerin dönüyor beynimde.

Hızla sürünüp bacaklarıma tırmanman. Sabah uyandığında asık yüzle etrafa bakman. Ben onca soytarılık yaparken hiç gülmeden ya da dudağının kenarıyla hafifçe gülmen. Ablan bir iki zıplayınca kahkahalar atman. Kucağa alındığında gitmek istediğin yeri işaret parmağınla göstermen. Ekmek yiyişin var ki hele, nasıl anlatmalı o hallerini.

Bu sıralar bir de ablanla oyuncak için kavga etme huyun çıktı. Vurduğun bile oluyor. Ablan şimdilik kıyamıyor sana ama onun da bazen çaktırmadan, hafifçe vurduğu olmuyor değil.

***

Güzel kızım, Bejan’ım, Ekin’im…

Ne çabuk, ne güzel geçti seninle bir yıl.

Geçen yıl, bugün, bu köşede yayınlanan yazı, sana ilk mektubum şöyle bitiyordu:

“…O gün,  ruhuna ilk ayrımcılık bıçağı değdiği gün, bu yazdıklarımı hatırla, babanı hatırla kızım.

Ve şartlar ne olursa olsun, kim ne derse desin; kız gibi koş, kız gibi dövüş, kız gibi mücadele et, kız gibi yaşa…

Kız gibi ağlamaktan korkma ki yeri gelince kız gibi dövüşmekten korkmayasın.

Ama ille de kavga etmek şart değil. Dilersen kavgasız, gürültüsüz bir yaşam da mümkün. Gerçekten mümkünse…

Hoş geldin…”

***

Bu yıl, bu yazı da öyle bitsin…

Hoş geldin…

 

 

 

 

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Yanarak hurdaya dönen araçtan sağ çıktı
Yanarak hurdaya dönen araçtan sağ çıktı
Seçer: Sendikalar ve Odalar demokrasinin en temel unsuru
Seçer: Sendikalar ve Odalar demokrasinin en temel unsuru