Alışılmamış bir şey değil…
Niyazi Ergün PARLAT

Alışılmamış bir şey değil…

Bu içerik 224 kez okundu.

 

Kuru fasulye bir nimettir, ama her nimet kuru fasulye değildir.

 “Tüketim kapitalizmi; mağazalara hangi kapıdan girip, hangisinden çıkacağımıza,  alışverişimizi yaparken hangi müzikleri dinleyeceğimize, satılan ürünün ambalajında hangi renklerin ve hangi yazı karakterinin kullanılacağına karar veren ve beynimizdeki ‘Satın Al’ butonunu bulmaya çalışan güç olarak muktedirleri daha zengin ve güçlü, yoksulları ise daha zayıf ve umarsız kılıyor,” der Kerem Gürel…

Ve ekler: “Ekonomik ortam bizi daha az düşünüp daha çok tüketmeye yönlendiriyor.”

Geçmiş yıllarda mutfakta pişirdiğimiz yemeklerin maliyetlerini düşürmek için, tencerelere daha fazla patates ve soğan doğrardık. Şimdi ise işler tersine döndü. Tasarruf yapabilmek için, soframızda patates ve soğana daha az yer vermek zorunda kalıyoruz.

“Ümitsiz ve umarsız insanlar para harcar,” diyor Joseph Roth. Şu söz de ona ait: “Birçok insan, gerçeğin küçük bir kısmını bile öğrenemeden ölüp gider.”

A. de S. Exupery ise; “İnsan ancak yüreğiyle baktığında gerçekleri görebilir,” der. Dünyayı anlatmak, açıklamak önemli, ancak daha da önemli olan onu değiştirmek…

“Hiçbir sorun onu yaratan bilinç düzeyiyle çözülemez,” diyor Albert Einstein.  Düşündükten sonra devinen değil de, yapıp ettikten sonra belki becerebilirse düşünebilen bir yığından nasıl olumlu işler gerçekleştirmesi beklenebilir ki?

***

Hitler’in gerçekte bir devlet adamı, bir komutan değil de bir onbaşı olduğunu Almanya; İkinci Dünya Savaşı Sonunda yenildikten, hem kendi ülkesinden hem de başka uluslardan yüz binlerce insan yaşamını yitirdikten sonra mı öğrenmişti?

Başkalarının bizi yeterince tanıyıp anlamadığından yakınıyoruz. Peki; biz kendimizi tanıyıp anlıyor muyuz?

Sorular çoğunlukla çalışmadığımız yerden gelir, zarlar da hilelidir.

En iyisi her şeyi gözümüzde fazla büyütmemek ve gereğinden fazla beklentiye girmemek…

Zaten bu dünyanın gerçeklerinin ahlakla bir ilgisi de yok.

Bir ömre pek çok yaşam sığdırılabilir mi? Evet, bu yapılabilir. Ama aynı oranda kısaltılmış olur bu ömür kanımca.

“Söyleyin bana, nedir bu dünyanın en korkunç suçluluğu, eğer tanıklıktan kaçmak değilse,” der Albert Camus.

***

Aşkın ne olduğu sorulduğunda yanıtlayamazsınız. Ne var ki, sorulmadığında yanıtlarsınız. Bazı soruları yanıtlamak kolay olmazken, bu sorular tam tersine çok sayıda yeni soruları da akla getirebilir. Bilgimiz az, bilmediklerimiz çok çünkü.

Kimi insanlar, insanların doğrulara ulaşmalarını önlemeyi kendilerine görev bilmişlerdir.  İnsanların düşündükleri kendi öz düşünceleri değil de, kendilerine öğretilenler olsun isterler. Öğretilmiş umarsızlık. İşler böyle yürüyor işte.

Bizi derinden sarsan büyük değişiklikler, bizden gizlenerek yapılan küçük değişikliklerin biriktirilmesi sonucu mu ortaya çıkıyor dersiniz? Aynı zamanda, her şey söyleniyor gibi yapılarak  hiçbir şeyin söylenmemiş olması sonucunda mı? Hukuk; kitabına uydurulup, insanların elindekileri alma yöntemine dönüştürülmemeli.

Yeni bir şey değil. Tüm bunlar alışılmamış bir şey değil. Hep aynı döngü sürüp duruyor. Biz ise hep aynı hatalara düşüp mutsuz oluyoruz. Umutsuzluğa kapılmak kötü, ama her şeyin kalıcı olarak iyi, güzel, doğru, kusursuz olacağı konusunda gönül rahatlığıyla kim, nasıl güvence verebilir ki?

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Mersin’de 74 kaçak göçmen yakalandı
Mersin’de 74 kaçak göçmen yakalandı
 “15 Kasım, çağdaş bir ulusun doğum günü”
“15 Kasım, çağdaş bir ulusun doğum günü”