Advert
Kayıp eşyalar deposu…
Niyazi Ergün PARLAT

Kayıp eşyalar deposu…

Bu içerik 367 kez okundu.

“Kuşkusuz; evimde gereksiz eşyaların tümü var. Yalnızca gerekli olan şey eksik...

Buradaki gibi kocaman bir gökyüzü parçası…

Hayatınızın üzerinde hep bir gökyüzü parçası bulundurmaya çalışın,” der MarcelProust, Kayıp Zamanın İzinde isimli başyapıtında.

Yaşamın renginin gri de olabileceğini anlamış olmak, gerçekleştirmeyi başardığımız iyi bir başlangıç demek.

Bazen bir kentin içinde yitmek, orada bir yabancı olmak istersiniz. Bir gün bir minibüste şemsiyenizi unutur, bulamazsınız. Başka bir gün de otobüste montunuz unutur, ancak üç gün sonra otobüs yazıhanesinden alabilirsiniz. Ne ilginç! Eski eşyalardan vazgeçmedikçe, yeni eşyalar edinemiyorsunuz. Yitirdiğiniz bir eşya size hüzün verirken, onu bulan, yeni sahibi olan kişi ise kazançlı bir gün yaşadığı için mutlu oluyor.

Bir yolculuk yaparken, bir durakta beklerken, ilk kez gittiğiniz bir kentin kaldırımlarında yürürken, ansızın gerçekleşiverecek olağanüstü bir şeyin tüm yaşantınızı değiştireceğine inanırsınız. Oysa her şeyi belirleyen hep şanstır bilirsiniz. Bilgelik değil.

Konu kayıp eşyalar olunca, Sait Faik Abasıyanık’ın “Kayıp Aranıyor” ve “Semaver”  isimli öyküleri anımsanmaz mı hiç? Anne yitirilmiştir. Onunla özdeşleşmiş olan semaver de gözden uzaklaşır sonunda. Kayıp eşyalar deposunda aransa da bulunamayacak olan bir mutfak eşyası. Ya iyi olup erken ölmek ya da kötü olup uzun yaşamak…

Ansızın kaybolmak istemezsiniz hiçbir zaman, hiçbir yerde. Kaybetmeyi de. Çünkü her ikisi de yenilmek anlamına gelir. Yenilmeyi kim ister? Bu yüzden bir şeylerin değişmesini istersiniz. Ama görüyorsunuz; hiçbir şey değişmiyor. Güvensizleşme ve belirsizleşme; endişeyi, bir yok oluşu, bir kayboluşu, bir yitirmeyi çağrıştırır her koşulda.

***

Evime giren hırsızın çaldığı eşyalar arasında bir saç kesme makinesi de vardı. İşin ilginç yanı nedir derseniz; kırk yıl önce cebimdeki en son paramla, çok zor koşullarda aldığım bu makineyi bir kez olsun kullanmamıştım ve o çalınmıştı.

Diğer bir olay da şöyle olmuştu: Parasız yatılı olarak lise birinci sınıfta okumaktayken, pansiyondaki çelik dolabımdan, devletçe bana verilen iki metre yirmi santimetrelik kumaşım çalınmıştı. O yıl takım elbise diktiremedim. Ortaokul üçüncü sınıftayken giymekte olduğum elbiseyle idare etmek zorunda kaldım. Paçaları ve kolları çekmiş, üstelik bana dar gelen bu elbiseyi giymekten sıkılıyordum, ama başka seçeneğim yoktu.

***

Sinema oyuncusu Marcello Mastroianni, yıllar önce gazetede yayımlanan bir söyleşisinde şöyle demişti: “Bir gün emekli olursunuz ve tüm telefonlarınız susar. Hayat işte böyledir.”

Son olarak John Milton’un “Kayıp Cennet”inden bir söz: “Hayatı ne çok sev, ne nefret et, ama iyi yaşa…”

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Pele’nin gözyaşları 1’inci oldu
Pele’nin gözyaşları 1’inci oldu
Tarsus'ta şahmeran etkinliği sona erdi
Tarsus'ta şahmeran etkinliği sona erdi