Delice eserdi rüzgar…
Niyazi Ergün PARLAT

Delice eserdi rüzgar…

Bu içerik 283 kez okundu.

Bazen uğuldayarak, bazen ıslık çalarak şarkısını söylüyordu rüzgar…

Yapraklar hışırdıyor, şıpırdıyor, dallar boşlukta gezinerek, inip kalkarak, dans ederek sallanıyordu.
Biraz ileride beyaz köpüklü dalgalar kumsalı tokatlıyordu. Dipdeki çakıl taşları şıgırdıyordu. Islak kumlar daha da ıslanıyordu dalgaların yalamasıyla ve sular geriye çekildiklerinde ise çabucak kurumaya başlıyor gibiydiler sanki. 
Değişik türden kuşlar bu ıslak kıyı şeridinin üzerine konarak, dalgaların denizden taşıyıp buraya bıraktığı minik deniz canlılarını ya da çeşitli kırıntıları kah oradan oraya gezinerek, zaman zaman da aralarında didişip, çıkardıklar kanat patırtıları ve küçük, kısa çığlıklar arasında kaçışıp sonra geri dönerek, ama çoğunlukla barış içinde paylaşıyorlardı.
Bu kükreyen, kudurmuş, beyaz köpüklü dalgalar öyle heybetliydi ki, olanca ağırlığıyla aşağıya düşüp, uçurumların dibinde patlayan çağlayanları anımsatmıyor da değildi. 
***
Rüzgarın ağzında üşümekte olan tepeyi çok renkli bir giysi gibi kaplayan küçücük kır çiçekleri; çırpınır, eğilir, bükülür, esner ama kırılmazdı. Kısılmış gözlere bile toz, toprak dolduran bir rüzgardı bu.
Dilediği yerde eserdi o. Sesini duyardın, ama nereden gelip nereye gittiğini bilemezdin. Bazen öyle güçlüydü ki, direnemez sürüklenirdin. Oysa, bilirsiniz çiçekler ne denli sessiz ve kırılgandır. Kırılsa, köküyle birlikte sökülse, sürüklense, lime lime parçalansa, kurusa bile; rüzgarı şikayet edebileceği bir adalet gücü yoktu. İşte, bu “Sessizliğin Sesi”ni duyabilmekti önemli olan. Oysa bu canım, bu güzelim çiçekler; göz alıcı bin bir renklerini, doyulmaz bin bir çeşit kokularını, hiçbir karşılık beklemeksizin sunmuyorlar mıydı insanlara?
Rüzgar bir kez devirdiği bir ağacı yeniden ayağa kaldırıp diriltemez, hatta kopararak düşürdüğü bir yaprağı bile geri döndüremezdi ki. Kimi zaman ipeksi, tazecik çiçeklerin ağır ağır solmakta olduklarını görüyorduk bir insanın gözlerinde. Bir insanın bakışlarındaki artık solarak ölmüş  çiçekler, yeniden canlandırılabilir miydi acaba? Gözbebeklerine yerleşmiş olan bu karanlık boşluğun yerine, o eski pırıltılar yeniden diriltilebilir miydi bir kez daha? Yoksa ölümsüz müydü bu dipsiz uçurumlar.
Kırılmış bir ağaç yeniden yaşamaya başlasa bile, hiçbir zaman o eski,  önceki ağaç olamayacaktı. Artık yaralı bir ağaçtı o ve hep boynu bükük kalacaktı. Ağıtları olacak, ama şiirleri, “Neşeye Şarkı”ları olmayacaktı. Her kulağın işitemeyeceği ağıtlardı bunlar.
Hangi yağmur kurumuş bir ağaca tomurcuklar kazandırabilirdi ki? Hangi güneş sararmış dalları yeşilliklere dönüştürebilirdi? Ve hangi rüzgar dökülmüş yapraklara mutluluk şarkıları söyletebilirdi yeniden? Çünkü her mevsim, beşincisi bile, fırsatlar kadar tehlikelerle de doluydu. Gök gürültüsüyle, şimşekle, bulutlarla yarışan bir rüzgar da kendisine yabancılaşabilirdi tıpkı insanlar gibi.
Caddelerde rüzgar ve yağmur, sessiz ve usulca şarkı söylüyor olabilirlerdi. Ama, zaten önemli olan rüzgarın çıkardığı sesler değil; bizim onu nasıl işittiğimiz, nasıl gördüğümüz, nasıl kokladığımız, nasıl tattığımız, ona nasıl dokunduğumuzdu. Bu ses çok gerçek de olabilirdi, tam tersine asla gerçek olamayacak bir şey de.
Delice eserdi rüzgar. Yaprakları önüne katıp sürüklerdi, köşe bucak savururdu, taşlara, ağaçlara, telefon direklerine, sokak lambalarına, duvarlara, yerlere çarpardı. Biz de hep böyle sürüklenip, oradan oraya savrulup durmamış mıydık hayat yollarında yıllar boyu yelkensiz, dümensiz.
Nasıl yağmurlar eski yağmurlara benzemiyorsa artık, tıpkı onun gibi, kendisine benzemeyen bir rüzgardı şimdi buralarda esip duran delice.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Pele’nin gözyaşları 1’inci oldu
Pele’nin gözyaşları 1’inci oldu
Tarsus'ta şahmeran etkinliği sona erdi
Tarsus'ta şahmeran etkinliği sona erdi