Advert
Duyumsama
Niyazi Ergün PARLAT

Duyumsama

Bu içerik 389 kez okundu.

Bir yazarımızın dediği gibi; herkes kendi içinde yalnızsa, kendi dışında kalabalık mı?

Kimi zaman gümbür gümbür bir müzik dinlemek geliyor içimizden. Doğal bu. Tek hücreli bir hayvancık olan amip bile; ısıya, ışığa, besine yönelir. Edgar Morin ise şöyle demiş: “Bir ayağınız çukurdaysa, diğer ayağınızla yazın.”
***

Parkta yan yana oturan iki yaşlı amca söyleşiyorlar. Biri diğerine soruyor:

-     Nasılsın? Ne yapıyorsun?

Diğeri yanıtlıyor:

Bir şey yapmıyorum.
Neden?
Ne yapayım?
Öyle evde mi oturuyorsun?
Evet.
Oğlan, kız yok mu?
Var.
Onların yanlarına gitmiyor musun?
Amaaaan! Kızın yanına gitsem, elin oğlu. Oğlanın yanına gitsem, elin kızı.
Boş ver…
***

Aslına bakarsanız, nerede hata yaptığımız açık: Hep geçmişi düşünüp, geleceği düşlerken, bugünü kaçırdık. Şair demiş ya; “Üstü kalsın.”  Acaba biz, “Üstü kalsın,” diyebilme hakkını kazanabildik mi?
***

Alışveriş için bakkala gidiyorum. Mahallenin arka sokaklarından birinde yaşlı bir amca, salaş bir lokanta işletiyor. Evin bir odası lokantaya dönüştürülmüş, belli. Kapının önünde dört tekerli, cam vitrinli, gezici satış arabası duruyor. Ama, bu araba aslında tam durak. Hiçbir yere kımıldamıyor. Oraya demir atmış. Alametifarika gibi orada duruyor ve gelip geçenlere sanki; “Burada ucuz bir biçimde karnınızı doyurabilirsiniz,” diyor.
Lokantanın sahibi ile yaşlı, çok zayıf kasketli bir amca, arabanın yanındaki sandalyelerde oturuyorlar. Kasketli amcanın oturuşundan; onun hatırlı, ayrıcalıklı bir konuk olduğu hemen seziliyor. O denli rahat ve özgüven dolu. Kim bilir, belki de lokantacı amcanın çocukluk arkadaşı. Altmış yıllık falan.
Dönüşte lokantanın önünden ikinci geçişimde; artık akşam oluyor. Lokantacı amca, kapının önünde duran arabadaki bazı eşyaları, yiyecek içecekleri yavaş devinimlerle içeriye taşıyor. Kasketli konuk amca, ustanın rahatça işini yapabilmesi için, sandalyesiyle birlikte duvarın dibine çekilmiş.


Unutulan başka bir şeyi satın almak için üçüncü kez oradan geçerken, lokantaya bakıyorum yine. Ama burası kapanmamış. İçeride ışık yanıyor. Usta harıl harıl çalışırken, ustaya göre bedeni daha topluca olan genç bir adam ona yardım ediyor. Tabaklara salata, söğüş, yeşillik, garnitür gibi şeyler hazırlıyor. İşlerini yaparken bir yandan da konuşuyorlar.
Genç adam, ustaya soruyor:
Aziz Amca, hani sen dükkanı kapatmamış mıydın?  
Tepeden tırnağa kariyer, karizma, saygınlık kokan bir ses tonuyla usta onu yanıtlıyor:

Tam kapatıyordum, kulüpten yemek istediler…
***

70’li yıllardan, Sinoplu şair Levent Bektaş şöyle seslenir:


Uzaktan dönenlerin türküsü

Uzun yollardan geldim bin bir umutla

Elimde sevilerden bir asa

Artık engel tanımaz yüreğim

Sıyır bakışlarından korkuları

Ölüm boş bir yasa.

 

Karasal iklimler konuşurdu o yörelerde

Rüzgarlar kudururdu bir sevdalı ağlasa

Şarkılar ateşe verirdi geceyi

Anılar aydınlatırdı karanlıkları

Gecede biterdi tasa.

 

En güzel dilekler ısınırdı yüreklerde

Bir göçmen kuş havalansa

Ve bir dost gelse sıladan

Zaman bir yumak olurdu boğazda

Eski günleri aydınlansa.

 

Uzun yollardan geldim bin bir umutla

Elimde sevilerden bir asa

Unutmamışsan sevda dolu şairini

Çevir bakışlarını uzaklara

Unutmuşsan anımsama.

Levent Bektaş

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
 “Çocuklar milletimizin geleceğidir”
“Çocuklar milletimizin geleceğidir”
Kariyer Merkezi sektör buluşmaları başladı
Kariyer Merkezi sektör buluşmaları başladı