Evrensellik boyutlarını zorlamak…
Niyazi Ergün PARLAT

Evrensellik boyutlarını zorlamak…

Bu içerik 352 kez okundu.

Düşünceler beynimizin içinden bir su gibi akıp gidiyor. Yine kendi beynimiz, kendisinin ürettiği saçma düşünceleri ayıklayıp karanlık bir çöplüğe doğru savururken, yaratıcı olanları ışıklı, çarpıcı birer slogan biçimine dönüştürerek, bilincimizin ön yüzündeki dev ekrana bir ayna gibi yapıştırıyor.

Dilerseniz, acaba kendimiz de çıtanın ya da çizginin altında mı kalıyoruz yoksa bir bakalım. Kavramın adını da “çarpık bilgelik” koyarak birlikte değerlendirelim. Ya da ‘ayın karanlık yüzü.’

Tüketime dayalı bir ekonomik sistemde insanlar, kaçınılmaz olarak kontrollerini yitiriyorlar, sığlaşıyorlar. Sığlık ile; tümüyle bedensel haz ve temel içgüdülerden doğan gereksinimlerin simgelediği ilkel bir yaşam biçimini betimlemek istiyorum.

***

1982’de dinlemeye başladığımız o güzel şarkısında Şükrü Yüksel;

“Niye yaşadığımı, 
Neden öldüğümü bilmeden,
Nereden gelip nereye 
Gidiyorum ben?” diye haykırır.

***

Bu tür insanların en belirgin özelliklerinden biri; suçlarını asla kabullenmemeleri, her zaman ve koşulda zeytinyağı gibi üste çıkmalarıdır.  Tıpkı hiçbir şeyin derinine inemeyip, hep yüzeyde kalmak gibi…

Sığ insan her zaman kendisini ön planda tutar, başkalarını ise yok sayar.

 “Bizim gibi baskıcı toplumlarda en fazla kadınlar, gençler ve farklı olanlar köşeye sıkıştırılıyorlar,” der yazar Şebnem İşigüzel.

***

Bilimsel kaynaklarda süngerler için; “Dünya üzerinde ilk olarak ortaya çıkan canlı olabileceği düşünülen bu hayvanların omurgaları yoktur. Tehlike anında salgıladıkları özel bir sıvı nedeniyle son derecede kaygandırlar. Asalaktırlar. En basit türden bir organizasyona sahip, aynı zamanda gelişmiş bir sistemleri bulunmayan hayvanlardır,” deniliyor.

***

E.H. Gombrich; “Sonuçta geleneğe başkaldıran bir sanatçı bile, çabalarına yön veren dürtüyü bu geleneğe borçludur,” der. Thomas S. Kuhn da; “Bilimde ve sanatta yenilik boşlukta yaratılamaz. Eski geleneklere karşı çıkılarak yapılır,” diyerek Gombrich’in bu konudaki görüşünü pekiştirir. Yine Kuhn; “Gerçek, hata yapana, karmaşaya düşenden daha yakındır,” der.

Henrik İbsen ise;”Ağaçta duran kuş, dalın kırılmasından hiç korkmaz. Çünkü onun güveni ağaca değil, kendi kanatlarındadır,” diyerek, gerçek anlamda evrensellik boyutlarını zorlayacak gücün kaynağını açıklar.

***

Öğretim görevlisi ve yazar Iain Nicolson; “Evrenin en önemli gizemi, karanlık madde ve karanlık enerjidir. Tüm çabalara, bilim ve teknolojideki olağanüstü gelişmelere karşın, evrenin % 95’ini oluşturan bu gizem çözülemiyor. Onu göremiyoruz. Dev galaksileri bile bir yaprak gibi savuruyor. Görüp, algılayıp, ölçtüğümüz bir kütle gibi davranmıyor. Bu kütlenin bilinenlerden ayrımı, diğerleri gibi kendine doğru çekmiyor, tam tersine itiyor. Sonuç olarak evren büyük bir hızla genişliyor,” diyor.

Peki, biz evrenin neresindeyiz?

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Pele’nin gözyaşları 1’inci oldu
Pele’nin gözyaşları 1’inci oldu
Tarsus'ta şahmeran etkinliği sona erdi
Tarsus'ta şahmeran etkinliği sona erdi