Advert
Kırılma
Niyazi Ergün PARLAT

Kırılma

Bu içerik 700 kez okundu.

Bir gün gelir, yaşamda bazı şeylerin her zaman planladığınız gibi gitmediğini birden görüp anlayıverirsiniz.

Aynı zamanda hiç bir şeyin artık eskisi gibi olmayacağını da…

Sıkıntı günlerinde sarıldığınız dallar kırılmıştır bir bir. Güvendiğiniz dağınıza kar yağmıştır. Kırık dökük bir geçmiş, kırık dökük umutlar vardır hep. Sesinizi duyan biri çıkmamıştır. Her defasında yeninizin içinde kalmıştır kırılan kolunuz.

Büyük bir olasılıkla tek başına gelen bir kırılmayla belki baş edebilirsiniz.

Peki ya ikişer, üçer gelmişse kırılmalar…

Kırılma için bir çatışma, bir çarpma, bir zorlanma, bir düşme gibi nedenlerin yanında, ya bir çarpışma, ya bir gerilim ya da sıkışma gerekir.

Bir psikolog yazar şöyle diyor: “Hayat esnektir. Esnemediğimiz yerden kırılırız.

Dibe vurmuş ya da hala düşüyor olabilirsiniz. Duygularınız da karmakarışıktır. Biliyor musunuz?         Burada bile önemli olan, yukarıya bakarak çıkış yolunu görebilmek.

Bence kırılma, Godot’u Bekleyenlerin kaçınılmaz olarak yaşayacakları ruhsal çöküntü durumu. Zaten hepimiz bir şeyleri umarak yaşarız biliyorsunuz. Ama umduklarımız gerçekleşmeyince, kırıldıkça kırılırız. “Hep böyle olur işte. Neresinden tutsan dökülür hayat!” deriz.

Ama Samuel Becket ne diyor? “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.” Peki neden böyle diyor? Bu anlamsız bekleyişler, yenilgiler ve kırılmaları niçin yaşıyoruz biteviye? Daha insancıl insan tipini yaratıp, daha uzun yaşamalarını sağlayamaz mıyız?

***                                                                  

Bir hayvanat bahçesinde bulunan maymunlara ait kafeste, bir gün işlerin pek de yolunda gitmediği görülür.  Bakıcılar tarafından beslenmekte olan maymunlardan birkaç tanesi, kendi yiyeceklerini yedikten sonra, beslenmekte olan diğer arkadaşlarına saldırmakta, onları döverek ellerinden yiyeceklerini alıp yemektedirler. Böylece bu gruptaki maymunlar gittikçe semirip mutlu bir biçimde yaşarken, diğer gruptakiler ise aç kaldıkları için mutsuz olmakta,  ağlar gibi çığlıklar atarak bakıcılardan yardım istemekte ve gün geçtikçe zayıflayarak güçsüz düşmektedirler. Maymunların yemek saatleri geldiğinde her gün aynı olaylar yaşanmaktadır. Birinci gruptaki maymunlar her defasında dayak yiyerek aç kalmakta iken, ikinci gruptaki maymunlar tıka basa doyduklarından, neşeli çığlıklar atarak kendi aralarında oyunlar oynamaktadırlar.

Görevli bakıcılar, bir süre düşünüp aralarında tartışırlar, ancak bir türlü bu soruna çözüm bulamazlar. Konu hayvanat bahçesi müdürüne iletilir. Toplanırlar ve en sonunda şöyle bir çözüm yolu bulunur: Saldırgan grup, uysal maymunlar grubundan ayrılarak başka bir kafese konulacaktır.

Sonuç olarak bu yöntem uygulanır ve sonunda bütün maymunlar kendi kafeslerinde mutlu bir şekilde yaşarlar. Artık ortada bakıcıları da rahatsız edecek bir durum kalmamıştır.

***                                                                  

1970’li yıllardan, Özdener Güleryüz şöye seslenir:

 

“Milyonlarca ışık yılı önce yaşamış olsaydık,

Sevi okyanuslarında şeytan üçgenlerine düşmezdik.

                     (…)

Gelseydi eğer bizim için Tanrıların Arabaları

Işık hızıyla hareket edip “T” zamanına erişseydik.

Ve eğer zamanında öğrenseydik Heisenberg belirsizliğini

Düşüp yanmazdık bugün kahrolası aşk kraterine.

                        (…)

Ve aşk mahkumlarının yargılanmadığı Merih gezegeninde.

                        (…)

Ağlamazdık,

Umutlarımızı söndüren ölesi sorumsuzluğa…

***                                                      

Sanıyorum tüm kırılmalarımızın sorumlularını buldum: Mercekler, prizmalar, aynalar.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Pele’nin gözyaşları 1’inci oldu
Pele’nin gözyaşları 1’inci oldu
Tarsus'ta şahmeran etkinliği sona erdi
Tarsus'ta şahmeran etkinliği sona erdi