​163 yıl sonra doğan…
Abidin YAĞMUR

​163 yıl sonra doğan…

Bu içerik 925 kez okundu.

 

Bizim basınımızda adettendir;  özel günlerde, bayramlarda o günün anlam ve önemine ilişkin yazılar kaleme alınır,  özel güne konu olan kişiler övülür, az buçuk sorunlardan da söz edilir,  yazı güzel bir kutlama ifadesi ile bitirilir:

-Kutlu olsun!

***

Bugün 8 Mart…

163 yıl önce Amerika’da,  insanca yaşanabilecek bir ücret, 8 saatlik işgünü, sendika hakkı, dinlenme hakkı için greve çıkan, bu uğurda polis asker kurşunuyla öldürülen, fabrikada diri diri yakılan işçi kadınlar anısına biz Dünya Emekçi Kadınlar Günü diyoruz…

Burjuvalar ile orta burjuvalar, küçük burjuvalar Dünya Kadınlar Günü diyor…

Desinler…

Buna da şükür…

***

8 Mart’a Emekçi Kadınlar Günü de desek Kadınlar Günü de desek, Türkiye’deki kadın manzarası değişiyor mu?

Değişmiyor!

***

Manzara şöyle:

Kadınların çok büyük kısmı lise ya da üniversite eğitimi alamıyor, erken yaşta evliliğe zorlanıyor.

Erken yaşta evlendirilen kadınların büyük kısmı çok çocuk doğuruyor, erken çöküyor.

Erken yaşta çok çocuklu anne olan, erkenden çöken kadınların birçoğunun kocası ‘ya kuma getireceğim ya sen evden gideceksin’ diyor…

Bir kısmı kumayı kabul ediyor, bir kısmı evden atılıyor…

Evden atılanlar işgücü piyasasına ortaokul mezunu, vasıfsız, çok çocuklu, dul kadın olarak giriyor…

İş bulabilenlerin karşılaştığı ilk teklif, ‘asgari ücret 2 bin lira ama ben sana bin lira vereceğim, kabul mü’  teklifi oluyor.

Kadın teklifi kabul ederse bir süre çalışıyor, sonra ya çalışma arkadaşının, ya şefinin, ya patronunun tacizine uğruyor.

Kadın tacize tepki verirse işten atılıyor, tacize sessiz kalırsa taciz zincirlemesi başlıyor, üstelik taciz zincirlemesinde bir erkek de değil, birden fazla erkek yer almaya başlıyor.

Kadın işten ayrılıyor, başka bir işe giriyor, aynı süreç en baştan başlıyor…

***

Öte yanda, erken evlenmemiş, iyi kötü okumuş, yol bilir, iz bilir kadın bir fabrikada işe giriyor.

Patronun ilk şartı:

Günlük 16 saat çalışma…

İkinci şart:

Hafta sonu izni yok…

Üçüncü şart:

Fazla mesai ücreti yok…

Dördüncü şart:

Asgari ücret 2 bin lira ama sana 1500 lira…

***

Şimdi biz 8 Mart’a Dünya Emekçi Kadınlar Günü mü diyelim, Kadınlar Günü mü diyelim?

Emeği mi kadından ayırarak anlamaya çalışalım, kadını mı emekten ayırarak anlamaya çalışalım.

***

Bu yazıyı okuyan çokbilmiş feministlerden kimileri,  bir erkek yazarın böyle bir yazı yazmasına bozulacaklar, ‘Kadınların meselesini konuşmak size düşmez, kadınlar kendileri hakkında kendileri yazar’ filan diyecekler muhtemelen.

Desinler...

163 yıl önce Amerika’da,  insanca yaşanabilecek bir ücret, 8 saatlik işgünü, sendika hakkı, dinlenme hakkı için greve çıkan, bu uğurda polis asker kurşunuyla öldürülen, fabrikada diri diri yakılan işçi kadınların; o dünyayı yaratan, dünyayı sarsan kadınların, onlardan 163 yıl sonra doğmuş kızları, oğulları, bacıları, gardaşlarıyız…

8 Mart’ı da konuşuruz,  kadını da konuşuruz, erkeği de konuşuruz…

Kadınlar fabrikalarda, tarlalarda yarı ücretle, sigortasız, izinsiz; adeta birer köle gibi çalışmaya zorlanırken bu gerçekleri görmezden gelecek,  emekçi kadınlar hakkında yazmak için birilerinden icazet alacak, izin alacak değiliz ya!

***

Ne demiştik, bizim basınımızda adettendir;  özel günlerde, bayramlarda o günün anlam ve önemine ilişkin yazılar kaleme alınır,  özel güne konu olan kişiler övülür, az buçuk sorunlardan da söz edilir,  yazı güzel bir kutlama ifadesi ile bitirilir:

-Ey dünyayı sarsan Amerikalı işçi kadınlar! Ey kömür karası alınlarıyla ışıldayan, nasırlı elleriyle üreten, kocaman yürekleriyle mertçe ölen kadınlar;  sizlerden 163 yıl sonra doğmuş kızlarınızdan, oğullarınızdan, bacılarınızdan, gardaşlarınızdan selam olsun size…

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Satrancın büyük ustası Karpov, Mersin’e geliyor
Satrancın büyük ustası Karpov, Mersin’e geliyor
TÜİOSB Başkanı Balta:
TÜİOSB Başkanı Balta: "Bölgesel enerjinin kaynağı kadınlar olacak”